Hani insanlar hep bir arayış içindedir derler , neden yaşadığını anlamaya çalışır bu arayış içinde kaybolup gider diye.Mutlu olma arayışı içinde hep bir kısır döngü sürüp gider.
Ama öte taraftan fıtratımızdan mıdır nedir ,hep sevmeye hep sevilmeye çalışırız.İçimizdeki bağlanma duygusu sürükler bizi ordan oraya,hep birşeylere değer vermeye onları sevmeye uğraşırız, aslında insaoğlu sevmeye sevdalanmıştır aslında , pencere önündeki serçeyi , saksıdaki çiçeği ; bütün sevgilerin kaynağı aslında bizim sevgiye olan ihtiyacımızdır.Olaylara güzel taraftan bakmak onlardan pay çıkarmak içimizdeki benliğin , güzelliğin çığlığıdır aslında.Bu çığlık bizi gerçek mutluluğa ulaştırıcak yegane sestir aslında.
Geçenlerde cumaya camiye gittiğimde tahminim 10-11 yaşlarında bi çocuk gördüm.Çocuğun belden aşağısı tutmuyordu ve işin kötü yanıda çocuğun tekerlekli sandalyesi yoktu ama o çocuk öyle bir şevkle namaz kılıyordu öyle bir şevkle dua ediyorduki kendime acıdım.Bir insan bu kadar hayat dolu olur, bir insan o durumdayken ancak bu kadar şükredebilir. Birden kendime geldim daha doğrusu kendime acıdım; hayatta mutlu olmanın sırrı sevmekti
hayatta mutlu olmanın sırrı şükretmekti bunları biliyordum ama tembel nefsimi yerinden kıpırdatıcak kadar bile mecalim yoktu karanlık tüneller içinde kaybolmuş gibiydim.İşte o çocuğun ışığı bana o karanlık tünellerde yardım etti.
Artık aynanın karşısına geçtiğimde karşımdaki adamı seviyorum ,onu beğenmesemde onu seviyorum, birşeyleri değiştirmek istiyorsam işe kendimden başlamam gerektiğinin farkına vardım.
Artık seviyorum
sevmeyi seviyorum,
hayatı seviyorum
şükretmeyi seviyorum….
Sizde kendinize bir şans tanıyın bu yolda
haklı olduğumu görüceksiniz : )
( Aslında yazmak için yazmadım bunları sadece düşündüklerimi paylaşmak istedim biraz )