Onur Serbes

Yaşamak ; herşeye rağmen…

Yazıları takip edin
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • İletişim

Taksimdeki Sahaf Festivali

Perşembe, Ekim 23rd 2008   
Kategori: Güncel, Okuduklarım    
1 Yorum

Geçen sene Galata Kulesi meydanında yapılan ama benim gidemediğim Beyoğlu Sahaf Festivali bu yıl taksimde gezi parkında yapıldı. Bu seneki festivale 60 tane sahaf katılmış söylenilenlere göre, öğrenci olduğum için öyle eski tarihi eser değeri taşıyan kitaplara gücümün yetmeyeceğini bildiğim için eski güzel popüler romanlara göz attım biraz satın almak için. Ama nedense sahaf amcalarımız teyzelerimiz  parasal olarak değer taşımayan eski romanları şuanki yeni baskı fiyatlarına satınca hiçbişey alamadan geri döndüm festivalden. Kitap fiyatlarının lüks sayılabilicek kadar yüksek olduğu ülkemizde okuma oranı bu kadar düşükken sahaflar 2 liraya aldıkları kitaplar 10 liraya satmasalar biraz daha ucuza satsalar emninim okuma oranı da artıcaktır. Sonra korsan kitap alınca kendime kızıyorum herşeyin suçlusu benmiş gibi : (

Şibumi – Trevanian

Perşembe, Ekim 23rd 2008   
Kategori: Okuduklarım    
Yorum yok

Herkes macera kitabı yazabilir ama herkes güzel macera kitabı yazamaz , güzel macera kitabı yazabilenlerin de çok azı kitabın içinde siyasal göndermeler felsefik anlatımlar yapabilir.
Şibumi ,Trevanian takma adını kullanan yazar Rodney William Whitaker ın en popüler kitabıdır.Uzun zamandır kitabı bilmem rağmen okumak geçen hafta kısmet oldu.

İlk baştan söylemem gereken şey şibumi kesinlikle saf bir felsefe kitabı değildir, kitabın amerika araplar ve yahudiler hakkındaki acımasız eleştirileri yüksek miktarda doğru olmakla beraber japonların ikinci dünya savaşından önceki halini çok temiz ve masum göstermesi dikkatten kaçmıyor ama sonradan yazar japon kültürününde batı emperyalizmi karşısında eriyip bittiğini itiraf ediyor.

Kİtap çin ve japonyada büyüyen bir adamın çevresinde geçen olayları anlatıyor . Nicholai Hel, go ustası sayesinde ulaştığı bilgeliği hayat boyunca koruyor , yazar Hel in özelliklerini abartarak batı kahramanlarına göndermeler yapmış kanımca. Şibumi yani basitlik felsefesininde ayrıntılarını anlatmaya çalışıyor yazar. Ve her iyi macera kitabında olduğu gibi mükemmel tasvirler mükemmel kurguyla kitabı bitiriyor.

Beni asıl etkileyen yazarın amerikalılar ve batılılar hakkında yaptığı mükemmel eleştiriler. Yazar amerikanın avrupada tututanamayan tembel beceriksiz insanlar taraından kurulduğunu , onların bu sebepten dolayı yargılanamacağını aynı bi sırtlan aynı bi sülük gibi masum olduklarını anlatıyor ! Bundan 30 yıl önce yazılan kitap dünyayı büyük petrol üreticilerinin kurduğu şirket adlı oluşumun yönettiğini söylüyor ve bu bugün çok bilinen bir gerçek olduğu için yazarın eleştirilerinde ve vardığı kanılarda  ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.Amerikanın ve zengin avrupanın ancak başka insanları sömürerek bu zenginliğe ulaştığını söylemesi de bir nebze doğru sayılabilir.

Batı hayranlığı güden , batıyı mükemmel göstermeye çalışan onca yazar arasında yazarın bir macera kitabında batıyı bu denli eleştirebilmesi , kral çıplak diyebilmesi kitabı okunmaya değer kılıyor. Kitap dünya siyasetine ve bugünki durumuna daha net bakabilmenize yardımcı oluyor.Size yutturulan masalların gerçek yüzünü anlamanıza katkıda bulunuyor.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Frank McCourt – Öğretmen

Perşembe, Ekim 16th 2008   
Kategori: Okuduklarım    
Yorum yok

Frank McCourt 66 yaşında Angelanın Külleri adlı kitapla Pulitzer ödülünü aldı ve çok meşhur oldu. Bu geç yaşta meşhur olan yazarla benim tanışıklığımda lise yıllarında okuduğum Angelanın Külleri ile başlar. O kitabı okuduğumda çok beğenmiştim , daha sonra filmini de izledim ama o etkiyi yaratmadı.

Yıllar sonra bundan 2 hafta önce elime öğretmen kitabı geçti ve bir solukta okudum.Angelanın küllerinde olduğu gibi bu kitapta duygu sömürüsünden uzak yazarın hayatını ilmek ilmek işliyor. Kitap Frank Mccourt un amerikadaki öğretmenlik hayatını anlatıyor. Bu arada unutmadan Angelanın Külleri ile Öğretmen kitabı arasında Tis adlı bir eseri daha var onuda bir ara okuyup buraya yazmak nasip olur inşallah.

Öğretmen amerikan öğretim sistemine , amerikadaki nüfus yapısına , amerikada yabancı olmak üzerine güzel eleştiriler yapıyor ve bunu öğretmenin duygu yoğunluğu içerisine serpiştiriyor. Kitabı okurken gerçekten o sınıfta öğrencilere birşeyler anlatmaya çalışan ama bunu yaparken de kendi otoritesini sağlamaya çalışan diğer taraftan öğrencilerle arkadaş olmaya çalışan iyi bir adamın kılığında hissediyorsunuz kendizinizi. Frank McCourt kitapta hiçbir zaman tevazuyu elden bırakmıyor ne yaparsa yapsın kendini bir hiç olarak görüyor , yabancı bir ülkede yaşamanın ve orda öğretmen olmanın zorluklarını daha doğrusu yabancı olmayı çok güzel akatarıyor .

Kitap benim üzerimde çok büyük bir etki yarattı. Orda anlatılan liselerde okumuyorum ama bende hala o sıralarda oturuyor öğretmenleri dinliyorum . Hayatım boyunca onlardan hayatı ve insanlığı öğrendiğim öğretmenler yüzünden hem de yakın dostum, ablam herşeyim Bade Kalyoncu yüzünden kitap beni çok duygulandırdı. O insanların hayatına bir iç aynadan bakabildim demek daha doğru olur.

Sonuç olarak Öğretmen çok güzel bir kitap , kesinlikle okumanızı tavsiye ederim .

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

İnanılmaz ikili sonunda yakalandı

Salı, Ekim 14th 2008   
Kategori: Canlarım    
4 Yorum

Mehmet Can Akkiriş adlı insanla senelerdir kardeşten öteyiz ama doğru düzgün hiç beraber fotoğrafımız yok. Sonunda ünlü paparazzi arzu baş yakaladı bizi . Ama savunmasız anımızda yemek yerken :)

Wall-E

Salı, Ekim 7th 2008   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

wall e

 

Pixar denince akla aimasyon gelir son yıllarda , kendileri her sene bir uzun metrajlı animasyon filmi çıkarmanın yanında matrix , yüzüklerin efendisi , star wars gibi görsel sinema şaheserlerinin görsel efektlerinin temellerini oluşturan yazılımlar üretirler.

2007 yılında Pixar,  Ratatouille ( Ratatuy ) adındaki son filmini çıkarmıştı piyasaya , bu filmde yine kendini aşmıştı , mükemmel görüntüler mükemmel espriler ama yinede birşeyler eksikti bu filmde ama bu eksikliğe rağmen şuanda bile imdb top 250 de 142 ci sırada Ratatuy .

 

Yıl 2008 i gösterdiğinde ise amerikada Wall-E diye bir film çıkardı Pixar. Ülkemizebiraz geç geldi ama geldiği gün gidip gördük Can ve Niyazi kardeşlerimle filmi. Gerçi filmi izleyenlerin büyük çoğunluğu çocuk olsada benim umrumda değildi bu. iMDB de 30. sıraya oturan bu filmi bayağı merak etmiştim.

Filmi özel kılan diğer bi yön bu projenin seneler önce pixar kurulurken ortada olduğu ama o günkü imkanlarla yapılamayacağı anlaşılınca ertelendiğiydi.

Neyse efendim ışıklar kapandı biz başladık filmimizi izlemeye ve yine olan oldu Pixar birazdaha aştı kendini , o nasıl renkler o nasıl animasyon o nasıl bir sanattır . Yani tek rakibimiz kendimiz , biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu anlayışına devam etmiş Pİxar.

Filmin görsel yanında çok duygusal yani beni etkiledi, daha önce cıkan tüm pixar filmlerini izledim ama hıkaye derınliği bu kadar fazla olan bu kadar cok gonderme yapan , bu kadar duygusal olan bi film yapmamışlardı , kayıp balık nemo yu ızlerken balıkların suratına nasıl o ifadeleri yüklediler diye şaşırıp hayran kalmıştım , ama pixar kendini daha da aşarak robotlara duygular katmış , onlara oscarlık ifadeler yüklemiş.

 

Uzun lafın kısası Wall-E öyle gidip sadece gülüceğiniz bi çocuk filmi değil , sonunda büyük ihtimal ağlayabiliceğiniz çok duygusal romantik bi film, izleyin izlettirin.

Tebrikler Pixar Animasyon Stüdyolarına.

 

 

Fener’e bir de buradan bakın

Salı, Eylül 23rd 2008   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

Uzun süredir denizfeneri derneğinin almanyadaki sahte bi uzantısı hakkında almanyada dava açıldı gidiyor.
Normalde denizfenerine yardım etmeyen kendini bilmezler iş denizfenerine çamur atmaya gelince herkesten önce koşuyorlar. Payları olmayan yüzyılın iyilik hareketine saldırıp duruyorlar. Ama okumasını dinlemesini bilmiyolar.

Buyrun efendim burada denizfenerinin açıklaması http://www.denizfeneri.org.tr/icerik.aspx?KOD=YENIDUYURU

Kendileri almanyadaki dernekle aramızda hiçbir bağ yok dediler defalarca ve yine diyorlar.

Ve işin en önemli kısmına gelelim . Türklerin cayır cayır yakılmasını seyreden sahte alman adaleti neden denizfeneri nin sahte uzantsının davasını hemen karara bağladı.

Bu konuda sabah gazetesinin çok sevdiğim köşe yazarlarından ŞEREF OĞUZ çok güzel bir açıklama yapmış, buyrun okuyun.

Fener’e bir de buradan bakın

Deniz Feneri olayı, yargı geliştirirken ne kadar tepkisel olduğumuzu bir kez daha ortaya koydu.
Almanya‘da polisin Deniz Feneri’ni soruşturmasıyla başlayan süreçte önce olan biteni ” külliyen iftira ” diye inkar ettik.
Ardından iç siyaset malzemesi çıkar diye balıklama üzerine atladık.
Derken karar açıklanınca ” biz zaten böyleyiz ” yargısına ulaştık. Olan, yardımlaşma duygumuza oldu.
Ben dahil pek çoğumuz, yapacağı yardımlar için artık daha şüpheci davranacak. Madalyonun hiç bakılmayan yüzüne gelince…
Yıllardır gurbetçilerimizin evlerinin kundaklanmasında, bırakın davaların sonuçlanmasını, bilgi dahi vermeyen Almanya‘dan söz ediyoruz. Davayı 1 haftada karara bağlamaları ilginç değil mi?
Almanlar, kendi bankalarında değerlendiremedikleri sıcak paranın Türkiye‘ye akmasından fevkalade rahatsızlık duyuyor.
Gurbetçi de Alman sistemine güvenmediğinden doğal olarak parasını yastık altında tutma ve onu ülkesine aktarma eğiliminde.
10 yıl önce Kombassan‘ın Almanya‘dan topladığı sermaye, yine aynı ” işbirlikçi linç ” sayesinde buharlaştırılmıştı.
Toplumsal aşağılık kompleksinden midir bilinmez, Almanları ” doğru, çağdaş ” kabul edip kendi milli çıkarlarımızı feda edebiliyoruz.
Bunu da çoğu kez kendi iç hesaplarımız adına yapıyoruz. Kombassan, Konya’daki kağıt fabrikası için ABD’den tek bir numune vana getirmişti.
Bunu gümrüğe sordular; ” numune olduğu için gerek yok ” dediler.
Ardından Kombassan hakkında ” toplu kaçakçılık davası ” açıldı.
Ağır cezada yargılandılar, 1.5 yıl ithalat yasağı konuldu. Mersin Limanı’nda selüloz gemileri bekletildi, fabrika kapanma noktasına geldi. O sırada Türkiye‘de ” Alman ” ekolünden gelen bir Başbakan vardı ve Almanlarla arasından su sızmıyordu.
Almanlar kendi çıkarları söz konusu olduğunda ” etik bekçisi ” kesiliveriyor ama orada yakılan gurbetçilerimiz için kıllarını dahi kıpırdamıyorlar. Acaba neden?
Türkleri bir ” alt kültür ” halinde tutup ekonomik sisteme entegre olmalarını engellemek için dün Kombassan, bugün de Deniz Feneri projeleriyle çıkıp geliyorlar. Kimsenin yanlışını savunacak değiliz.
Eğer bunlar hırsız ise hırsızlara fırsat hazırlayan ortamları ortadan kaldıralım.
Bu ortamlardan birinin de ” yalnızca kendi çıkarı için adil davranan ” Almanya olduğunu da görelim.

ŞEREF OĞUZ

http://www.sabah.com.tr/oguz.html

Sayfa«234567891011»
  • Kendime Not

    İlim servetten daha kıymetlidir. Çünkü, serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur. (Hz.Ali r.a.)
  • Kategoriler

    • 3. Sayfam (18)
    • Canlarım (3)
    • Filmler,Diziler (3)
    • Güncel (11)
    • kulağıma hoş gelen ezgiler (2)
    • Net alemi (5)
    • Okuduklarım (20)
    • okul ,itü , gümuşsuyu falan.. (1)
    • Tiyatro (1)
  • Sayfalar

    • Hakkımda
    • İletişim
  • Tavsiye siteler

    • Alphan Manas
    • Bade kalyoncu
    • Beyaz
    • Connected internet
    • Dezzain Studio
    • Ferruh Mavituna
    • Mavi Kelebek
    • Sıdıka Eren
    • unusual
  • Beni Takip Edin

     Yazıları takip edin

    Facebook profilim
  • En Çok Okunanlar

    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak (40484)
    • Onurun Twitter macerası (16167)
    • Haggard İstanbul Konseri (11259)
    • Rahmet (8136)
    • Müjdeli bir değişim - Ahmet Altan (6383)
    • Kentte Sıcak Gece - Trevanian (5480)
    • Şampiyonluk bizim Kupa bizim (5243)
    • Onur Anadolu yollarında (5095)
    • Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar (4824)
    • ALLAH var mıdır? Peki ya şeytan? (4519)
  • Son Yazılar

    • Kentte Sıcak Gece – Trevanian
    • Yirminci Mil – Trevanian
    • İnside Man
    • Onurun Twitter macerası
    • Haggard İstanbul Konseri
    • Rahmet
    • Müjdeli bir değişim – Ahmet Altan
    • Şampiyonluk bizim Kupa bizim
    • İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları
    • EMRE AKÖZ- Sabah 21 Nisan 2009
  • Son Yorumlar

    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için mehmet
    • Onurun Twitter macerası için MyBB
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için ömer
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için aziz
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için ewQin
©2007-2010 Onur Serbes
Bu sitedeki istediğiniz yazıyı elbette alabilirsiniz: Bilgelik sahiplikle birlikte var olamaz. Alın, okuyun, okutun, paylaşın. Sadece alıntılarınızda www.onurserbes.com 'un referansını yazmanız etik olarak doğru olandır.


Tema için Dezzain Studio adresine teşekkür ederim.
Sitemap