“Sen radyo ekseni dinler misin ? ” dedim
“Evet” dedi .
Çok mutlu oldum …
Yaşamak ; herşeye rağmen…
İnsanlar aynı kitaplar gibi ; görünüşte hepsi birbirine benziyor , hepsinin sayfaları var , bazıları uzun bazıları kısa , bazılarının kapakları daha cezbedici olurken bazılarının kapakları sırada sıkıcı , basit.
Onları birbirinden ayıran içinde yazılı olanlar , yani hikayeleri . Bazı kitaplarda cümle sonuna gelmek bile yorucu bir işken bazıları bir okumada kendini sonuna kadar okutur.
İnsanlarda biraz böyle , içinde hikayeleri , duyguları olanlar ve olmayanlar.
İçinde hikayeleri olanlar için hayat iyisiyle kötüsüyle yaşamaya değer , acılar bile mutlulukların ön hazırlığı belkide , böyle insanların ömrü güzel bir kitabın güzel bir filmin başrol oyuncusu gibi geçiyor çevreme bakınca .
İnsanın bir hikayesinin olması için çok baskın bir karakter olmasına gerek yok , örneğin Amelie filmi küçük insanların büyük hikayelerini anlatır , bu yüzden çok severim . Mesele aynada kendinizi ne kadar büyük gördüğünüz değil diğer insanları ne kadar mutlu edebildiğiniz birazda . Yaradılış olarak yalnız yaşayamayan canlılarız , sürekli başkalarıyla etkileşim hali içindeyiz , bu etkileşimde iletişim halinde bulunduğumuz insanlara ne kadar çekilebilir kılıyorsak hayatı bizimki de o kadar çekileblir oluyor , onları ne kadar mutlu edebilirsek biz de o ölçüde mutluluğu tadabiliyoruz.
Başrol oynatan senaryo bu etkileşimlerin sonucu doğal olarak ; aşk , arkadaşlık, dostluk , aile bağları . Özünde bu etkileşimin temelinde insanları anlayabilmek bulunuyor.Başkalarının da kendimiz gibi insan olduğunu , onlarında hataları ve hayalleri olduğunu en az kendimiz kadar kabullenebilirsek mutlu olmanın sırrına vakıf oluyoruz bir nevi.
Hayatta maddi başarı olarak sıralanan para , kariyer, meslek gibi olgular da birileriyle paylaşmayınca veya bu olguların faydalarını birileriyle paylaşmayınca onlarında bir anlamı olmuyor. Değersiz şeyler anlatan değersiz kitap sayfaları olmaktan öteye geçemiyorlar.
İnsan ömrünün safyalarının güzelliği o sayfalara ne kadar duygu katabildiği birazda , fedakarlık , özveri , sevgi , özen , romantizm vb … Hepsi de diğer insanlarla aramızda geçen şeyler .
Sonuç olarak güzel bir kitap gibi bir ömür isteyenlerin ilk yapması gereken iş çevresindeki insanları anlamak olmalı gibi geliyor bugünlerde .
Büyük fırtınalar , zor rüzgarlar sıkıntılı zamanlar.
İnsanın canını sıkan , isyana teşvik eden , sevkeden ne çok şey var şu su damlası ömürde.
O su damlası ömre dalıp gidiyorum bazen , ekmek kavgası , dünya meşgalesi derken gönlümü kaptırıyorum yalan dünyaya…
Her zaman bu son kapı olacak diyorum içimden , bu son kapı olacak ve bu kapıyı açtığımda batıla dair hiç sıkıntım kalmayacak , yönümü Hakk’a döneceğim diyorum.
Ama öyle olmuyor , her kapının ardında yeni bir kapı , her sokağın sonunda yeni bir sokak çıkıyor karşıma , silindirin içinde fare misali hiçbir yere varamadan yürüyor insan ,düşünmeden soluk almadan sorgulamadan .
Hep La ilahe deyipte illallah diyemiyoruz , kendi kibrimizin , kendi gururumuzun çamurunda boğuluyoruz .
ALLAH hepimizi illallah diyebilenlerden eylesin…
Ye o kurbağayı , beklemeden , düşünmeden ye .Kitabın adı gayet ilginç fakat bu ilginçlik sadece adıyla dikkat çekipte içeriği kötü olan bir kitapla karşılaştırmıyor bizi. Kitap gayet sağlam taktikler içeriyor.
Çoğu zeki insanın sorunudur zamanını verimli kullanmak , çoğu şeyi yapabileceğinizin farkındasınızdır ama yapmazsınız , bir türlü harekete geçmezsiniz , işler önünüzde büyükdükçe büyür.Çok büyük şirketleri yöneten yöneticiler , çük mükemmel tasarımlar yapan mühendisler , dur durak bilmeden çalışan politikacılar . Onlar hayatlarında bu kadar çalışmayı kolaylıkla sığdırırken siz neden çalışamıyorsunuz hiç düşündünüz mü ?
Cevap çok basit : ZAMAN YÖNETİMİ . Zamanınızı faydalı kullanmak , sizi hayatta bir yerlere getirecek işlere öncelik tanımak ve rahatlık tuzağından kurtulmak yani hareketi geçip amaçlarınıza hedeflerinize ulaşabilmeniz için gerekli olan şeydir zaman yönetimi.
Bütün büyük liderler mutlaka not tutarlar , sürekli o not defterine notlar alırlar günlerini planlarlar , yani bir nevi ajanda kullanırlar .Bu kitabın iyi zaman yönetimi için önerdiği fikirlerden biri her günü önceden planlayıp liste yaparak önemli işlerinizi o listeden takip edip bitirmek.
Kitapta bu ve bunun gibi sağlam önerilerde bulunulmuş , şimdi o önerilerin hepsini burda yazıp kitaptan alıcağınız zevki ve faydayı yok etmek istemiyorum .
Ben her zaman , zaman yönetimi konusuna ilgi duydum . Hayatta hayalleriniz hedefleriniz olabilir , ancak hayallerini gerçekleştirenler o uğurda ömürlerini harcayan bunun için çaba harcayan insanlardır. Zaman yönetimi hem çalışmanız için sizi motive eder , hem de etkin bir şekilde çalışmanızı sağlayarak hayallerinizi gerçekleştirmenizi sağlar.
Sonuç olarak önemli olan teorileri bilmek değil onları uygulamak hayata geçirmektir . Kitap teoriler hakkında çok kısa ve önemli bilgiler veriyor , hayallerinizi gerçekleştirmek için bir adım atmakta size kalıyor.
Hayalleri olan insanları severim , hayalleri için durmadan usanmadan çabalayanları daha da çok severim
Fiat punto evo reklamında çalan şarkı belçika-ruanda asıllı stromae adlı kardeşimize ait , şarkı çok hoşuma gitti ve arkadaşlardan hep soranlar olduğu için paylaşmak istedim.
Asıl adı Paul Van Haver adlı bu kardeşimiz brüksel belçika doğumlu,yaptığı müziği hip hop ve elektronik müziğin karışımı olarak nitelendiriyor.Stromaenin çıkış parçası alors on dance olmuş , belçikalı bir anneden ruandalı bir babadan olan stromae babasını ömründe sadece 3 defa görmüş.
Sonunda bu da oldu blogspot yani blogger kapatıldı.Blogspota birkaç gündür erişim sağlanamıyor , bunun sebebi ise dijitürk firmasının açtığı dava, dijitürk 321 milyon dolar vererek aldığı süper lig futbol maçları ihalesi gereğince maçların türkiyede gerek tv gerek internette yayın haklarına sahip ama uzun zamandır blogspot ve blogger servislerinde maç yayınları kaçak olarak yapılabiliyordu .
Bloggerdan / Blogspottan bir blog almak 3-5 saniye sürdüğü için bazı şark kurnazı webmasterlar blogspot blog açıp justin tv gibi video podcast sitelerindeki süper lig maçlarını bu bloglarda embed kodlarla yayınlıyordular.
Süper lig maçlarının embed kodlarla binlerce blogspot sitede yayınlandığını gören dijitürk önce google ı uyarmış fakat hepimizin bildiği gibi google türkiyedeki konulara çok duyarsız olduğu için dijitürk son çareyi mahkemeye başvurmakta bulmuş , ve mahkeme blogspota erişimi engellemiş.
İşin özü blogspotu / bloggerı hükümet değil , dijitürk kapattırdı.
Blogspotta justin tv üzerinde canlı futbol maçlarının izlenmesini engellemek için yapılan bu davranışta neden justin tvye herhangi bir müdahelede bulunulmamış anlamak güç , çünkü maçların asıl yayınlandığı yer justin tv , blogspotta ise justin tv embed kodlarıyla maçlar yayınlanıyor.
Google da justin tv diye aratınca hemen justin tv izle, justin tv canlı maç izle, justin tv lig tv ,justin tv maç izle gibi sonuçların çıkması justin tv nin türkiyede ne için kullanıldığının canlı örneği , dijitürk lig tv de canlı yayınlanan maçları blogspotta gösterilmesini engellemek yerine direk bu maçları canlı olarak veren justin tv gibi sopcast sitelerini engellese veyahut bu sitelerle kanuni bir hak arayışına girse daha doğru olur kanaatindeyim . Ancak daha önceden dijitürk ün bu web işleriyle ilgilenen biriminin çok laçka ve hiçte profösyönel olmadığını bildiğim için dijitürke seslenmekte pek fayda vermez.
Sonuç olarak bu saçmalıkta olan blogspot / blogger ücretsiz blog sahiplerine oldu , benim 4 yıldır açık tuttuğum bloğumu neden ücretli bir sunucu ve domainde tutmuş olmamın sebebide burdan gelir.
Türkiye gibi kişisel hak ve özgürlüklerin yeni yeni oturmaya başladığı bir ülkede kişisel bir iletişim aracı olan internet bloğununda kişiselliği ve özgürlüğü tartışmalı , bu yüzden bu bloğu istediğim an kapalı istediğim an kapatabilirim . Bu yüzden sosyal medyada ve internet dünyasında insanların paylaştıkları şeylerin iplerini ellerine tutmaları gerekir.