Onur Serbes

Yaşamak ; herşeye rağmen…

Yazıları takip edin
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • İletişim

Müjdeli bir değişim – Ahmet Altan

Cumartesi, Temmuz 4th 2009   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

Cumhuriyet tarihinin en ilginç dönemlerinden birini yaşıyoruz.

Bütün hayatın “devlete ve devlet görevlilerine” göre tanzim edildiği “oligarşik” bir cumhuriyetten, her şeyin halka göre belirlendiği “demokratik bir cumhuriyete” geçme mücadelesi veriliyor.

Cumhuriyetin yapısının değiştirilmesi için verilen mücadelenin tam göbeğinde “ordu” konusunun durması elbette bir tesadüf değil.

Türkiye’yi halkın iradesinden bağımsız bir azınlığın yönetebilmesi ancak ordunun “silahlı bekçiliğiyle” mümkün.

Biraraya geldiklerinde büyük çoğunluğu oluşturan dindarların, Kürtlerin, solcuların, Alevilerin “özgür ve eşit” yaşama talepleri hep “silahla” baskı altına alınmış.

Bu kesimlerden “devlet görevine” seçilenler ise eski yeniçeriler gibi bir “devşirme” anlayışından geçirilmişler.

Dindarlar dindarlıklarını, Kürtler Kürtlüklerini, Aleviler Aleviliklerini “devlet kapsında” bırakıp içeri öyle girebilmişler.

Devletin içinde “asıl kimliklerinin” dışında “Atatürkçülük” diye tarif edilen yeni bir kimlik edinmişler.

Bu “devşirme” yöneticiler, Sünni olacaklar ama Sünni yaşam tarzını ve ibadet etme biçimini terk edecekler, Kürt olacaklar ama “Kürtlüklerini” öne çıkartmayacaklar, Alevi olacaklar ama Aleviliklerini saklayacaklar, solcu olacaklar ama fikirlerini söylemeyecekler.

İbadetinden, Aleviliğinden, Kürtlüğünden, solculuğundan vazgeçmeyen “halk” ise “hakkını” isteyemesin diye sürekli bir baskı altında tutulacak.

Medyayla, edebiyatla, karikatürlerle beyinleri yıkanacak, dindarlar “yobaz”, Aleviler “mumsöndü yapan ahlaksız”, Kürtler “bölücü”, solcular “hain” gösterilecek.

İnsanlar dinlerinden, dillerinden, fikirlerinden “utanır” hale getirilecek.

Devlet ekonomide tek patron olacak.

Cumhuriyet çok uzun zaman bunu başarıyla yürüttü.

Dünyanın koşulları da buna izin verdi.

Ama dünya da Türkiye de değişti.

Türkiye, “küreselleşen, bütünleşen” dünyanın önemli bir parçası haline geldi.

İnsanlar “hakları” olduğunu öğrendi.

Üretim yapan “halk” yavaş yavaş zenginleşmeye, devletin boyunduruğundan çıkmaya başladı.

Zenginleşen “dindar” kesim siyasete ağırlığını koydu.

Kürtler, silahla “kimliklerini” kabul ettirme yolunu seçti.

Aleviler örgütlendi.

Devletle, halk “iktidar” için karşı karşıya geldi.

Şimdi dünya koşulları “halktan” yana.

Para, halkın elinde.

Halkın Kürt kesiminde “silah” var.

Ve, halk “yeter” diyor.

Sadece bu ülkenin halkı değil, dünya da “yeter” diye bağırmakta.

Bu ülkenin huzura kavuşabilmesi için halkın bu ülkenin “sahibi” olması gerekiyor.

Bunun önündeki engel ordu.

Gerek ordu, gerekse “ordu yanlısı medya” sürekli olarak aynı şeyi söylüyor:

“Cumhuriyet tehlikede.”

Söyledikleri doğru ama eksik.

Bu “oligarşik cumhuriyet” tehlikede.

Bu ülkede “azınlığın sultası” sona erecek.

Halkın iradesine tabi “demokratik” bir cumhuriyet kurulacak.

Ordu, “hukuk dışı” bir baskı kuramayacak halkının üzerinde.

Kendi kimliğini unutmak zorunda kalan “devşirmeler” tarafından değil, gerçek kimliklerine sahip çıkan insanlar tarafından birlikte yönetilecek bu ülke.

“Ben Kürdüm” diyen birini cumhurbaşkanı seçebileceğiz, “ben Aleviyim” diyen bir başbakanımız olabilecek, “Cuma namazlarını kaçırmayan” diyen bir genelkurmay başkanımız görev yapabilecek, “enternasyonalizme” inanan bir Marksist Meclis başkanlığını üstlenebilecek.

Bu ülkenin her vatandaşı, inancı, dini, dili, fikri ne olursa olsun diğerleriyle “eşit” konuma gelecek.

Bizim gerçek bir ülke, gerçek bir cumhuriyet, gerçek bir demokrasi olabilmemiz için önümüzdeki en büyük engel olan ordunun asli görevi olan askerliğe dönüp, elini siyasetten çekmesi bunun ilk adımı.

Bu ilk adımın sancılarını çekiyoruz.

Çok uzun sürmez bu.

Hayatın bizzat kendisi “orduya” bunu emrediyor, buna direnmek mümkün değil.

Ordu kışlasına çekilecektir.

Kendi halkına karşı “oligarşik” bir cumhuriyetin “bekçiliğini” çok fazla yapamaz.

Güneydoğu’daki savaş da barışla sonuçlanacaktır normalleşmeyle birlikte.

Asıl zorluğu belki de biz “ezilenlerin” kendi aralarındaki sorunlarda yaşayacağız.

“Devletin bölünmesinden” çok korkan bu cumhuriyet, kendi halkını insafsızca “böldü” çünkü.

Eğitim sistemiyle, medyasıyla, ezilen insanları birbirine düşman haline getirdi.

Yıllarca ezilen ve birbirine düşman olan bu insanları barıştırmak, birbirlerinden duydukları kuşkudan kurtarmak, onların arasında eşitlik oluşturmak için eğitim sisteminden, medyanın yapısına kadar çok önemli değişikliklerden geçmemiz gerekecek.

Türkiye’de büyük değişim başladı bence.

Bu değişimin en görünür ve en çarpıcı adımı ordunun konumu ama onu hallettikten sonra daha epeyce değişimden geçeceğiz.

Her çocuğun kendine ait bir odasının olacağı, her gencin özgürlüğü alabildiğine yaşayacağı, yaşlıların “bakın nasıl bir ülke yarattık” diye gülümseyeceği bir geleceğe doğru gidiyoruz.

Bu yolculuk biraz zor belki ama varılacak menzil çok huzurlu.

http://www.taraf.com.tr/makale/6362.htm

Şampiyonluk bizim Kupa bizim

Perşembe, Haziran 4th 2009   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

bjk
Uzun zamandır internet siteme bişey yazamıyordum hayat telaşından ama sevinci geçmeden şampiyonluğumuzu ve çifte kupamızı yazayım dedim
şampiyonluk bizim kupa bizim
:)
darısı o kupaları hayatı boyunca göremeyenlere

İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları

Pazartesi, Mayıs 4th 2009   
Kategori: 3. Sayfam    
1 Yorum

İstanbul ahalisi bilir , nisan mayıs aylarında belediye parkları bahçeleri işin doğrusu heryeri o güzelim lalelerle donatır.
Kendisi gülistan olan İstanbul bir anda cennetteki lalezarlara döner , güzelliği insanın yüreğine akar oluk oluk.Yaradanın lalelere verdiği o güzellik o tonlar insanı kendinden geçirir.

Ama ne var ki asıl huzur asıl mutluluk özde olandır , lalelerin gözdeki aksi zahiridir ve insana lazım gerçek güzelliğin sadece bir yansımasıdır onlar.Şu gelip geçici yolda insanın ihtiyacı olan ışığın peşinde koşmak kolaydır ama o ışığı görmek zordur. O yüzden naçizane kendimden bahsederken siyahın içindeki ışığın peşinden koşan bir biçareyim diye bahsederim .

O biçarelik yine arttı bugünlerde.Yine sonu gelmez yalanların peşinde kendi nefsime kölelik halindeyim.
Laf uzar ama bir yerlere varmaz , bundan dolayı sözümü endülüslü büyük üstad İbn Arabi nin çok güzel bir lafıyla bitirmek istiyorum :

“Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayal, yani aynalara vuran akisler veyahud gölgeler.”

EMRE AKÖZ- Sabah 21 Nisan 2009

Salı, Nisan 21st 2009   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

Danıştay saldırısı ‘prostatlılar’ın operasyonuydu
Gasp Masası’ndan iki polisin, bir kuyumcu soygununa karışması üzücü; buna karşılık, başka polislerin, ‘ kol kırılır yen içinde kalır’ demeden, meslektaşlarını yakalaması ise ferahlatıcı bir olay.
Benzeri bir ferahlamaya, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil hakkında açılan davada ve verilen cezada da şahit olmuştuk.
O düzeye gelmiş bir kişinin cüzdansal suça bulaşması gerçekten üzücüydü. Dönemin GK Başkanı Org. Hilmi Özkök’ün izniyle yürüyen süreçte Erdil suçlu bulundu ve hüküm giydi.
Oradaki önemli noktalar şunlardı:
1) Çok yüksek mevkilere gelmiş, iyi eğitimli, hali vakti yerinde, ‘ saygın imajlı’ kişiler dahi suç işleyebilir.
2) Kimsenin dokunamayacağını sandığımız gayet kudretli kişilere bile hesap sorulabilir.

İlhami Erdil olayını günümüzün tartışmalarına bağlamak gerek:
Bir biçimde Ergenekon soruşturmasına takılan insanlar var.
Bunlar hakkında bazen sessiz kalınıyor, bazen koca bir yaygara koparılıyor.
Destek görenler, aşağıdaki özelliklerin tümüne ya da bir kısmına sahip kişiler:
* Atatürkçü/Kemalist olarak tanınmak. (Bu şık diğerleri içinde olmazsa olmazdır.)
* Bazı yayın yönetmenleriyle ve köşe yazarlarıyla arkadaş ya da en azından tanışık olmak ya da bizzat medya sektöründe çalışmak.
* Eğitim ve yardım kuruşlarında faaliyet göstermek, görev almak.
* Yaşlı ve hasta olmak.

Mesela savcılar Bedrettin Dalan’ın peşine düştü. Dalan, tutuklanma korkusuyla olsa gerek, ABD’den dönemedi.
Bu arada Dalan lehine sürüyle laf üretildi: Gözleri nasıl da maviymiş, Atatürk’ten örnekler verirken nasıl da hislenirmiş. İstanbul’a ne de güzel belediye başkanlığı yapmış, iyi ki Yeditepe Üniversitesi’ni ülkeye kazandırmış.
Halbuki mevzu bu değil!
Kritik soru: Dalan, kenarından ya da göbeğinden Ergenekon şebekesine dahil mi, değil mi?
Diyorlar ki: “Efendim, o seviyelere gelmiş insanlar, nasıl darbeci olabilir?”
Cevap basit ve iki yönlü:
1) Yukarıda saydığım özelliklere sahip bir İlhami Erdil nasıl suç işlediyse, onun gibi olumlu niteliklere sahip başkaları da suç işleyebilir.
2) Bazı suçları işleyebilmek için zaten ‘o seviyede’ (yani yüksek mevkide) olmak gerekir.
Sokaktaki gariban, cinayet işleyebilir, hırsızlık yapabilir ama darbe örgütünün yöneticisi olamaz. ‘Darbeci’ ya askerdir ya da askere yakın bir kişi.
Yani ‘darbe çalışmalarını soruşturmak’ demek, siyasetteki ve toplumdaki kalburüstü insanları soruşturmak demektir.

Nihayet Danıştay saldırısı davası ile Ergenekon davasının birleştirilmesine karar verildi.
Bir kez daha altını çizeyim:
Benim için en önemli, en temel nokta işte bu: Danıştay Saldırısının arkasında Ergenekon şebekesinin olduğunun ispatlanması…
Hani, ‘Prostatlılar bastonlarıyla mı darbe yapacaktı’ diyorlar ya… Evet, bastonlarıyla! O baston, Danıştay saldırısıdır!
Alparslan Arslan’ın ardındaki prostatlılara ulaşıldığında, bu iş tamamdır.
‘ Bazı Kemalistlerin, bazı Kemalistleri, Kemalizm adına öldürdüğü’ ortaya çıktığında seyredin şamatayı!

Emre Aköz ü sıklıkla okumaya çalışırım sabah gazetesinde , bugünkü yazısı da kendisi entel sanan cahillere ders olsun .Başka söze gerek yok hepsini Emre Aköz söylemiş zaten.

Papaz Her Zaman Pilav Yemez – J. Mario Simmel

Perşembe, Nisan 2nd 2009   
Kategori: Okuduklarım    
Yorum yok

Lise yıllarımda mario simmel , frederic forsyth ve john le carre adlı üç yazar bana o güzel heyecanlı macera romanlarıyla okumayı sevdirdiler.Zaman geçtikçe carre yi ve simmel i daha çok sevmeye başladım , frederic forsyth in yeni çıkan kitaplarınıda okurum ama kendisinin yaşladıkça amerikan fanatiği bir bunak olmaya doğru gittiğinin farkındayım.

Lise yıllarında mario simmel in 2-3 adet kitabını okudum .Bunların arasında beni en çok etkileyen en çok hoşuma giden kitap yalnız havyarla yaşanmaz adlı eser. Kitabın basım tarihi 1974 ve o sıralar hem altın yayınevinden hemde e yayınevinden çıkmış.E yayınevinden çıkan basımın adı papaz her zaman pilav yemez iken altın yayınlarından çıkanın adı yalnız hayvarlı yaşanmaz idi. Gerçi papaz her zaman pilav yemez daha uyan bı başlıktı ve e yayınevın kıtabın kapağına daha anlamlı bir resim koymuştu.
Altın yayınevi her zamanki gibi kitap bastığını unutup saçmasapan bir kurum gibi davranarak kapağa çıplak kadın ve erkek resmini basmıştı . Bugünde hala öyledir nerde çok satan kitap var altın yayınevi basar , eserin güzelliği kalitesi önemli değildir önemli olan çok satıyor olmasıdır.

Velhasıl kelam lisedeyken altınyayınevinden çıkan basımını okuyan ben üniversiteye geldim edebiyata ilgim arttı ve artık bazı şeylerin daha ıyı farkındayım , bu yüzden e yayınevınden çıkan papaz her zaman pilav yemez basımını internetten bulup okudum.Ve bu okudupum sürece memnuniyetim arttı e yayınlarına karşı.

Yayınevleri aramızdaki bu acımasız kıyastan sonra kitap hakkında yorum yapabilmek için öncelikle yazarı tanımak gerekir.Mario simmel almanyanın çıkardığı belkide en büyük macera romanı yazarıdır.Kendisinin 100 e yakın eseri vardır ve bunların birçoğu 80 lerde aylarca en çok satanlar listesinin tepesinden inmemiştir.
E yayınları saolsun 80 darbesine kadar yazarın kitapların çoğunu türkçeye kazandırmıştır.İşte bizim için işin önemli noktası bu . 80 darbesinden sonra kitaplarının türkiyede basılmasına izin vermemiştir.Mario simmel türkiyeyi halkın değil 3-5 adamın kendi fikrine göre yönettiğini ve bu yüzden düşünce özgürlüğünün ve özgür bir edebiyatın olmadığını söylemiştir. Ta ki geçen sene 2008 yılında yeniden izin vermiştir kitaplarının türkçe basılmasına .Ve 2009 yılının başında hayata gözlerini yummuştur.
Yıl 2009 iken hala ergenekon gibi örgütlenmelerin sırf kendi çıkarları için darbe planları yapmaları yazarın ne kadar haklı olduğunu gösteriyor bizlere.

Yayınevleri ve türkiyenin siyasi durumu hakkında bu kadar konuştuktan sonra hala bu yazıyı okumaya mecaliniz kaldıysa birazda eserin içeriğine ve diline değinmek istiyorum.
Kitap içinde aşk olan bir macera romanı .Ama öyle basit macera romanlarından değildir eser. Aslandan kaçarken saklanılıcak en güvenli yer aslanın ağzıdır diyebilicek kadar felsefik göndermelerle dolu , 2. dünya savaşı yıllarında hikayenin geçtiği ve savaşa dair kahramanlık öyküsü anlatmadan savaşın ne kadar acı olduğunu anlatan bir roman.

Kitap gerçek bir kişinin hayat hikayesinden yola çıkılarak yazılmış , mario simmel ustalığını konuşturarak olayları öyle bir akıcı dille anlatmışkı 500 sayfalık kitabı bir günde bitirebiliyorsunuz.

Konu üzerine daha fazla yazıp sizin romandan aldığınız tadı eksiltmek istemiyorum.Ama güzel bir ayrıntı olarak göze çarpan şey kitaptakı ana kahraman olan adamın yemek yapmayı çok sevmesi ve hep insanlara kendi elleriyle yemek hazırlaması .Ve asıl güzellik orda gizli . Bu yemeklerin hepsinin tarifi kitapta mevcut .Sayfaları çevirdikçe karşınıza çıkan yemek tariflerini okumadan edemiyorsunuz.Yaklaşık 20 menü 100 e yakın tarif var kitapta.

Uzun lafın kısası papaz her zaman pilav yemez çok güzel bir macera romanı ama onu macera romanı olarak görüp hafife almamak gerek , hayata dair çok güzel çıkarımlar barındıran bu kitap mutlaka okunmalı .

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Müşteri – John Grisham

Çarşamba, Mart 11th 2009   
Kategori: Okuduklarım    
Yorum yok

Müşteri ,john grisham adlı amerikalı yazarın bir adli macera romanı.Girişin güzel olmadığınının farkındayım ama bana hiçbişey katmayan , üstelik adı macera olduğu halde sadece bir sorunun cevabını merak ettirmekten ileri gidemeyen basit bir roman.90′larda en çok satan kitaplar arasına girmiş ama nasıl girmiş onuda anlamadım .320 sayfaya yakın kitap gereksiz yere uzatılmış.

Normalde kitaplardan bahsederken içeriklerini pek fazla anlatmamaya dikkat ederim ama bu kitabın içeriğinden özellikle bahsetmek istiyorum , bu kitabı okumayı düşünenler bu yazıdan sonra bir daha düşünebilsinler diye.

Efendim olay biraz karmaşık olmak üzere 11 yaşındaki çocuğun mafyayla alakalı bir intiharı görmesi , mafya tarafından öldürülen bir senatörün ( bizim milletvekilleri gibi bişey ) cesedinin yerini bilmesi ve bu yerin fbı tarafından çocuktan öğrenilmesi üzerine geçiyor.

Ama kitapta sizi meşgul eden tek şey çocuğun mafya korkusunun üstesinden gelip bildiklerini fbı ile paylaşıp paylaşmayacağı .Sonunda ise 200 sayfa önceden harfi harfine kestirebildiğiniz saçmasapan bir amerikan hikayesi.

Roman bir adlı macera olduğu için pek etkileyici dili de yok,yani uzun lafın kısası zamanınızı daha güzel kitaplar okuyarak geçirebilirsiniz.Çünkü bu kitap bana ne heyecan ne kültür ne de bir fikir , bakış açısı vermedi.

Kitabın daha sonradan filmi de çekilmiş amafilmi bu hikayeyle susan sarandon ile tommy ile jones’ta kurtaramaz.

Film hakkında bilgi almak isteyenler alttaki linki inceleyebilirler.

http://www.imdb.com/title/tt0109446/

Sayfa«12345678910»... Son »
  • Kendime Not

    İlim servetten daha kıymetlidir. Çünkü, serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur. (Hz.Ali r.a.)
  • Kategoriler

    • 3. Sayfam (18)
    • Canlarım (3)
    • Filmler,Diziler (3)
    • Güncel (11)
    • kulağıma hoş gelen ezgiler (2)
    • Net alemi (5)
    • Okuduklarım (20)
    • okul ,itü , gümuşsuyu falan.. (1)
    • Tiyatro (1)
  • Sayfalar

    • Hakkımda
    • İletişim
  • Tavsiye siteler

    • Alphan Manas
    • Bade kalyoncu
    • Beyaz
    • Connected internet
    • Dezzain Studio
    • Ferruh Mavituna
    • Mavi Kelebek
    • Sıdıka Eren
    • unusual
  • Beni Takip Edin

     Yazıları takip edin

    Facebook profilim
  • En Çok Okunanlar

    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak (40480)
    • Onurun Twitter macerası (16167)
    • Haggard İstanbul Konseri (11259)
    • Rahmet (8136)
    • Müjdeli bir değişim - Ahmet Altan (6383)
    • Kentte Sıcak Gece - Trevanian (5473)
    • Şampiyonluk bizim Kupa bizim (5243)
    • Onur Anadolu yollarında (5095)
    • Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar (4823)
    • ALLAH var mıdır? Peki ya şeytan? (4519)
  • Son Yazılar

    • Kentte Sıcak Gece – Trevanian
    • Yirminci Mil – Trevanian
    • İnside Man
    • Onurun Twitter macerası
    • Haggard İstanbul Konseri
    • Rahmet
    • Müjdeli bir değişim – Ahmet Altan
    • Şampiyonluk bizim Kupa bizim
    • İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları
    • EMRE AKÖZ- Sabah 21 Nisan 2009
  • Son Yorumlar

    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için mehmet
    • Onurun Twitter macerası için MyBB
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için ömer
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için aziz
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak için ewQin
©2007-2010 Onur Serbes
Bu sitedeki istediğiniz yazıyı elbette alabilirsiniz: Bilgelik sahiplikle birlikte var olamaz. Alın, okuyun, okutun, paylaşın. Sadece alıntılarınızda www.onurserbes.com 'un referansını yazmanız etik olarak doğru olandır.


Tema için Dezzain Studio adresine teşekkür ederim.
Sitemap