Kitaplar

Bilimin Arka Yüzü – Adrian Berry

Bilimin Arka Yüzü – Adrian Berry

Bilimin Arka Yüzü yıllar önce Tübitak Yayınlarından çıkan harika bir kitap. Kitabı ben ilkokul zamanlarımda görmüştüm ancak o zamanlar nedense ağır gelebileceğini düşünüp okumamıştım.Yıllar sonra kitabı okuma fırsatım oldu ve şimdiye kadar okumadığım için pişman oldum.

Adrian Berry kitabın önsözünde üzerine basa basa bu kitabın bir bilim tarihi kronolojisi olmadığını belirtiyor. Kitabı bilim tarihinde yapılan bir yolculuk , buluş ve keşifleri yapan insanların kimliklerine bir bakış olarak düşünmek mümkün.

 

Kitap çok değişik zamanlardaki değişik kişilikleri inceliyor , Macellan gibi , kutup kaşifi Amundsen gibi kaşiflerden , Wernher von Braun gibi bilimadamlarına , aslında iyi bir kişilik bildiğimiz ancak gerçekte çok kötü niyetli biri olan Newton’a kadar insanlara dair anekdotlar var.

Diğer taraftan uzay ve fizik üzerine zihin açıcı , İnterstellar filminden daha açıklayıcı olarak uzay – zaman sürekliliği üzerine enfes yazılar özellikle bilime meraklıysanız çok hoşunuza gidebilir. (Kitapta bu konu Einstein ve sevgilisi olarak geçiyor.)

Fizik ve evrimsel biyoloji üzerine çok güzel konulardan , bilim kavramını ve ona bakışı sorgulayan kitapta , bilime ve bilimden alınacak dersler konusunda güzel bir kıyaslama mevcut. Amerikan Challenger Uzay Aracı kazası ve Çernobil Patlamasının karşılıklı analizi yapılan kitapta biz kendi ülkemiz adına dersler çıkarmamız gerektiğini anlıyoruz.
Ülkemiz gündemine ara ara giren Tübitak konusu ve Türkiye’de bilime bakış konusu her zaman sıkıntılı olmuştur.
Kitapta düzmece bilim adıyla adlandırılan konu birazda bununla alakalı olarak değerlendirmek gerekiyor.
Ülkemizde bilime yeteri kadar önem verilmediği çok açık ortada , ancak bundan daha acı olan bilimin küçümsenmesi alaya alınması.
Müspet bilimlerde ilerleyemeyen ya da bilimi özümseyemeyen toplumlar her zaman geri kalmaya mahkumdur.
Kitaptan yola çıkarak ülkemizdeki bilim anlayışına kadar geldim ama aslında kitabın amaçlarından biride bu.
Bilimin üzerine düşünmek ve onu anlamak. Biz millet olarak bilimi, inancın karşısında olan bir olgu olarak düşünüyoruz ama aslında bu inancı kendi emellerine alet etmek isteyen şark kurnazlarının bir oyunu.
Bilim sürekli değişen ve gelişen, kendisiyle ilgilenen toplumları , insanları düşünmeye sevkeden ve onları geliştiren ilerleten bir araçtır.
Bu aracı daha iyi kullanmak dileğiyle …

Yeniden kitaba dönecek olursam , kitap çok derin bilimsel konuları bile basitçe anlatıp insana güzel zamanlar geçirmesine imkan tanıyıp aynı zamanda bilimsel bakış açısını kazandırma konusunda çok faydalı olacak bir kitap.
Liselerde okuma olarak verilmesi güzel bir fikir olabilirdi .Hem güzel vakit geçirmek hem de kendinize birşeyler katmak istiyorsanız kitabı kesinlikle okuyun.

Açlık – Knut Hamsun

Açlık - Knut HamsunAçlık , Norveçli yazar Knut Hamsun’ a Nobel Ödülü kazandıran , dünyaca tanınmasını sağlayan , ülkemizde de çok okunan hatta MEB’ in 100 Temel Eser listesine girmiş bir roman.

Giriş çok resmi olsa da kitap insan ruhunu en derinliklerinden yakalıyor.Önce kitabın biraz içeriğinden bahsedip sonra kitabın ruha bıraktığı izler üzerine yazmak istiyorum.

Romanda yazar , 1900′ lerin başlarında Norveç’ te gazetelere hikayeler yazarak hayatta kalmaya çalışan idealist ve gururlu bir yazarın hikayesini anlatıyor.

Yazarlığa gönül vermiş bu genç , yazdığı yazılar ve hikayeler gazeteler tarafından kabul görmediği için parasızlıktan yazın  parklarda, kışın işe nerede münasip bir yer bulursa orada kalıyor. Neredeyse hiç geliri olmayan genç ekmek alacak parayı dahi bulamıyor ve gururuna yediremediği için dilenmekte istemiyor.

Bu uzun parasızlık dönemleri içinde açlık krizlerine giren gencin aklını sürekli düşünceler ve sıkıntılar kemiriyor. Uzun açlık dönemlerinden sonra artık genç bu yoksulluğa , parasızlığa karşı koyarak ingiltereye giden bir gemiye tayfa olarak yazılıp yazarlık hayallerine veda ediyor.

 

İnsan düşünen , hisseden bir varlık . Düşünceleri yazıya aktarmak bir nebze kolay olsa da yaşanılan duyguları kağıda iyi aktarabilmek , bu hissi okuyucunun yüreğinde tekrar var edebilmek gerçekten zor.

Maviyi nasıl tarif edersiniz mesela ? Gülün kokusunu nasıl anlatırsınız , sabah güneş doğarken içinize ferahlık veren o serinliği anlatmak için kelimeler yeterli olur mu ?

Bunlar güzel şeyler , peki kötülükleri nasıl anlatırsınız. Savaşı yaşayan çocukların korkusu yazıya aktarılabilir mi ? Ya da en güçlü insanı bile çaresizlikler içine sürükleyen açlığı nasıl tarif edersiniz. Tok açın halinden anlamaz , açı anlayabilmek için aç kalmak gerekir derler.Yazar kitapta çok güzel betimlemelerle yaşadığı açlığı okuyucuya adeta yeniden yaşatıyor.

Beni en çok etkileyen kısımlardan biri köpeği olmayan gencin , köpeklerime vereceğim yalanıyla kasaptan kemikleri alıp onları sıyırmasıdır . Açlıktan ölmek üzere olan bir gencin hala gururunu korumaya çalışması , bu yalanı söylerken aklından bin tane düşüncenin geçmesi , aklıyla duygularının savaşması insanın midesine yumruk gibi iniyor.

Yine bir bölümde genç ,  hoşlandığı kızın yanına giderken fakirliği belli olmasın diye diliyle ıslattığı elini pantolonuna sürerek onu yeni göstermeye çalışması , daha sonra hoşlandığı kızın onun aç ve fakir olduğunu anlayınca ondan uzaklaşması insanı inanılmaz derecede üzüyor ve geriyor.

Genç bir bölümde şimdi nerden bulduğunu hatırlamadığım bir parayla bir lokantaya girip et yemeği yiyor , ancak daha sonra uzun süredir açlıkla cebelleşen vücudu bu yemeği kabul etmiyor , gencin midesi bulanıyor. Genç uzun zaman aradan sonra yemek yeme fırsatının boşa gitmesini istemediği için kendini zorluyor kusmamaya çalışıyor ancak başarılır olamıyor.

Sonuç olarak kitap çok güzel bir eser, okumayı seven , insan olan herkese tavsiye ederim. Sadece edebi güzellik olarak değilde insan olma erdemine sahip olmak isteyen , başka insanların halinden anlayabilen insan olmak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.Çünkü açlık meselesi dünyanın en büyük sorunlarından bir tanesi . Ben bu yazıya başladığımdan beri geçen yarım saat içinde kimbilir kaç tane çocuk öldü.

Son olarak yapılan araştırmalar gösteriyor ki , dünyada kilo vermeye , diyete harcanan para dünyadaki açların hepsini doyurabiliyor. Acı ama gerçek …

 

Boyalı Kuş – Jerzy Kosinski

 

Savaş ; insanın kibrine yenildiği kavga.
İnsanı kibrinin kölesi yaparken , insanı insan yapan diğer bütün özelliklerini yok eden acımasız olay.

 

Bütün insanlığın “idea”sı olan şey daha iyi ve daha müreffeh bir dünyada yaşamak diyebiliriz , bu düşünce uğruna insaoğlu dünyayı cehenneme çevirmekte çok usta.Yani insanoğlu daha iyiyi amaçlarken kötüye doğru gitmesi varoluşumuzdan gelen bir paradoks diyebiliriz.

 

Kosinski nin Boyalı Kuş romanında ikinci dünya savaşı yıllarında Polonyada  ailesinin savaştan uzak kalsın diye taşraya gönderdiği bir çocuğun hikayesi anlatılıyor. Ailesi çocuklarını savaştan uzak tutmak istemişseler de ,  şimdiye kadar dünyanın gördüğü en kanlı ve büyük savaş olan ikinci dünya savaşındaki almanların nazi ve çingene avcılığı yüzünden çocuk yaşamak için oradan oraya sürükleniyor.

 

Yaşama içgüdüsüyle hayatta kalmaya çalışan çocuk savaşın en vahşi halini , insanların en korkutucu yüzünü görüyor. Almanların hışmından korkan polonya halkı hiçbiryerde çocuğu rahat bırakmıyor . Burada sonra hikayenin çok fazla ayrıntısına girip okuma zevkinize zarar vermek istemiyorum.

 

Kitap yazım dili olarak basit ve sade bir kitap olmasına rağmen ağır bir kitap . Bir çocuğun gözünden anlatılan o saf katıksız vahşet , insanın kanını donduruyor. İnsanların savaş zamanı ortadan kaybolan vicdanları ve onun yerine geçen zalimlikleri sadece bir çocuk için değil yetişkin normal biri içinde hayli ürkütücü.

 

 

 

Kitap batı dünyasında hayli övgüler alırken yazarın memleketi polonyada biraz tepki görmüş  . Polonyalıların kitapta çok zalim betimlenmeleri her ne kadar polonyalıları kızdırmış olsa da , aslında ikinci dünya savaşındaki soykırım ve toplu katliam ortamında insanların çok adilane ve çok vicdanlı davranmasını beklemek mantıksız olur.

 

Diğer taraftan savaş ve savaş ortamında insanın ruh halini karmaşıklığından bahsetmişken kitapta benim hoşuma giden bir örnekte mevcut. Çocuk her nereye giderse gitsin zorbalıkla ve zalimlikle karşılaşırken bir nazi askerinin çocuğu diğer nazilerden kurtarıp serbest bırakması vicdana olan umudu taze tutuyor.

 

Son söz olarak kitap ağır ama güzel bir kitap , ben klasik gözüyle bakıyorum . Ve modern dünyada savaşa bakış açısı olarak bir insanın kesinlikle okuyup kendine payeler çıkarması gerekli. Yazının sonunu kitaptan bir alıntıyla bitirmek isterim.

 

“Siyah saçlı çocukları fırınlara doldurup yakmak yerine , onların saçlarını sarıya boyasak herşeye daha güzel olmaz mı ?”

 

 

 

 

 

Çok yakında

 

çok yakında dolu dizgin kitap incelemelerime devam edeceğim , beni takipte kalın 🙂

 

 

Çanakkale Savaşları Günlüğü – Erol Kılınç

Bu topraklar üzerinde nefes almamızı sağlayan dönüm noktaları vardır tarihte .
Alparslanın malazgirtten girdiği bu topraklarda , Fatihin fethettiği bu şehirde bugün hala nefes alabiliyorsak bunu tarihte yerini almış isimsiz kahramanlara borçluyuz.
Zirvede kalmak ziveye çıkmaktan daha zordur , o zirvedeyken yerinizde gözü olanlarla hep savaşmak zorundasınızdır.
Bu topraklarda gözü olanlar hep olmuştur ve olacaktır , bu toprakları korumak bu toprakları fethetmekten daha zordur .
Her ne kadar koruyanlar fethedenler kadar meşhur olamasalarda benim gözümde en az fethedenler kadar şanlıdırlar.

Cemil Meriç ne güzel söylemiş ; ” Hafızasız nesiller amalgamı” , bu hafızasız neslin hafızası olmalı Çanakkale , milletin beyninde çivi , gönlünde acısı taze yara olmalı , ölüme gönderilen 12-13 yaşındaki çocuklara vefa , minnet olmalı.

Çanakkale Savaşları Günlüğü adlı kitap benim için kıymeti paha biçilemez birisi tarafından hediye edildi şahsıma.

Kitabı iki defa okudum , daha önceden çanakkaleyi çok bilgili bir tarih hocası eşliğinde gezdiğimde bile belki kendimi bu kadar o savaşın içinde hissetmemiştim .

Çanakkale Savaşları Günlüğü savaşı kronolojik olarak anlatan ve bu sırada okuyucu sıkmamak için aralara insan hikayelerini , asker hikayelerini serpiştiren güzel bir eser.
Soldaki sayfada 1000-2000 askerin şehid olması bir istatistikken sağdaki özel ayrılmış kısımda insan hikayeleri , asker hikayeleri anlatılırken aslında bu rakamların istatistikten çok öte olduğu gösterilmiş.
Orada yitirilen yaklaşık 60 000 canın hepsinin ayrı bir hikayesi , hepsinin ayrı bir umudu , hayali vardı .
Hepsi o denizin kıyısında tepesinde kaybettiler o umutları , o hayalleri.

Kitap insan ruhuna dokunurken diğer taraftan savaşı gayet güzel anlatmış .
Çanakkale savaşının olduğu bölgeleri ziyaret edecek kişiler için çok faydalı bir eser olmuş , bu kitap eşliğindeki ziyaret insana o günleri yeniden yaşatabilir.

Sadece bölgeyi ziyaret edecek kişilere değil , bu milletin bireyi olan herkese tavsiye edebileceğim bir kitap.

Okuyun , okutun.

Kitabı satın alabileceğiniz internet siteleri :

 http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=565196&sa=11048350



http://www.idefix.com/kitap/canakkale-savaslari-gunlugu-erol-kilinc/tanim.asp?sid=R8FOWCZ74S4SHPPW2TLT


  http://www.dr.com.tr/Kitap/Canakkale-Savaslari-Gunlugu/Erol-Kilinc/Arastirma-Tarih/Tarih/Cumhuriyet-Tarihi/urunno=0000000339009

Ekonomi Türk – Ekonomide hurafeler gerçekler – İnan Doğan

Sitemde uzun zamandır yazdığım şeyler çok az bahsediyorum .Daha doğrusu uzun zamandır kitap okuma düzenim bozuldu , gerek okula ağırlık vermem , gerekse kitap okumak için rahatlamayı beklemem yüzünden kitaplarla aram bozuk ama yakın bir zaman içinde hayatımdaki en değerli insan bana uzun zamandır istediğim Edgar ALLen Poe nun tüm hikayelerini hediye etti , şuanda onu okuyorum , bitirince onun üzerine bir yazı yazmayı düşünüyorum.

Ekenomi Türk kitabını ise geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşım benim ekonomi konularında meraklı olduğumu bildiği için verdi ben de kitabı alır almaz bir günde bitirdim.Her ne kadar makine mühendisliği öğrencisi olsam ve mekaniğe meraklı olsamda ekonomi benim ayrı bir ilgimi çeker.Benim için gazete okumk ekonomi bölümünü ve kitap bölümünü okumak ve sevdiğim birkaç köşe yazarını okumaktan ibarettir.
Son yıllarda artık basılı gazete almıyorum , direk internetten takip ediyorum gazeteleri ve gazetelerin internet sayfasına girdiğim zaman direk ekonomi bölümüne girer , haberleri ve yazıları baştan sona okurum .

Son zamanlarda kaliteli internet sitelerinide takip etmeye çalışıyorum .
Özellikle sitemden de link verdiğim www.sistematikrisk.com adlı ekonomi bloğunu ve bu blogta yazan sayın Oğuz Erkol’un yazılarını severek takip ediyorum. Bu vesileyle onun da reklamını yapmış olayım , her ne kadar sitesindeki yazıları okuyan ve yorumlayan kişi sayısı az olsa bile site çok üst seviyede önemli yazılar barındırıyor , gerçi ülkemizde kimse kitap okumadığı için düzgün içerikli blogları okuyan da pek yok.

Şimdi uzun bir girişten sonra gelelim kitabımıza , kitap ekonomiturk.blogspot.com sitesinde yıllardır yayınlanan yazıların derlenip özetlenip bir seçki haline getirilmesiyle oluşmuş.Bu bloğu şimdiye kadar bilmemem benim ayıbım. Öncelikle söylemem gerekirse böyle internet sitesinden derlenmiş kitaplar genelde fiyasko olsa da ekonomi türk bu konuda istisna olmayı başarmış , kitap çok düzgün ve belirli bir kurgu içinde derlenmiş , yani şekil olarak sizi sıkmayacak , çok sürükleyici elinizde aldığınız gün bitirebileceğiniz bir kitap.

 

Kitabın içeriğine gelecek olursam kitap  3 bölümden oluşuyor . Makroekonomi , mikroekonomi ve küçük yatırımcılar için tavsiyeler.Kitaptaki yazıların çoğunun sahibi olan sayın İnan Doğan elinden geldiğince tarafsız olmaya çalışmış , ama Ak partiye gıcık olduğunu da sık sık belirtmiş.Ama kitapta bir iki kuşkulu nokta haricinde ben gayet tarafsız buldum kitabı.

Çünkü ekonomi konusu popülizme ve siyasete çok kolay alet edilebilecek bir konu , ülkemizde kendine ekonomist diyen dinozor köşe yazarları ya hep batıyoruz ya hep süperiz tarzı yazılar yazdıkları için hürriyet milliyet sabah gibi büyük gazetelerde ekonomi konularında yazan yazarların ekseriyetinin görüşlerini ciddiye almamak gerek.

Kitapta Deniz Gökçeyi bunlardan ayrı tutmuş , bn de o konuda hemfikirim : çünkü Deniz Gökçe görüşlerine tarafgirlik bulaştırmadan ekonomi üstüne yazan ender köşe yazarlarımızdan .

Kitap büyük isimli o bildiğimiz köşe yazarlarını ve onların aslında saçma olan yazılarını yerden yere vurmuş , ve bu vuruşlar esnasında çok inandırıcı fikirler ortaya sürmüş.

Ben bu büyük isimli köşe yazarlarımızın hala 30 yıl önce iktisat fakültesinde öğrendikleri  terimlerle bugünün dünyasına bakmaya çalıştıklarını ve bu konuda sıkıntı çektiklerini düşünüyorum.

Çünkü ekonomi çok canlı bir bilim , sürekli parametreleri değerleri değişiyor , kuramlar değişiyor , insanların davranışları değişiyor.

Kitabın Makroekonomi göstergeler kısmında doğru olarak bilinen birçok yanlış konunun altı çizilmiş , Özellikle gelir eşitliği ve gelir dağılımın adaleti konularında fikrim değişti diyebilirim , özellikle yazarın daha çok çabalayanın daha çok kazanması gerekir bu yüzden herkes eşit gelire sahip olamaz düşüncesine bende şiddetle katılıyorum.

Cari açık konusu son zamanların en popüler konularından , son 10 yıldır enflasyon ve yoksulluk belasından kısmen kurtulmuş durumdayız , bu sebeple artık en büyük sorunumuz cari açık kaldı , her ne kadar cari açık abartıldığı kadar büyük bir sıkıntı olmasa da , kendisi sebep değil sonuçtur.

Cari açık Türkiyedeki yetersiz eğitim sisteminin bir sonucudur , teknoloji , katma değer üretebilmenin yolu eğitimden geçer . Bugün Türkiyede sayıları 200 e yakın üniversite var , benim kendi alanım olan mühendislik alanına baktığımız zaman toplasanız 7-8 üniversite mühendis yetiştiriyor , geri kalanı ise F=m.a dan başka bilmeyen niteliksiz kendini mühendis zanneden insanlar mezun ediyor.Kitapta benim düşündüğüm gibi yazıyor ve sorunun eğitimde olduğunu söylüyor.

 

Kitabın mikroekonomi kısmında eğlenceli , aslında sorun olan ama kimsenin çözmek istemediği için öyle kalan konular var , makroekonomi kısmı kadar doyurucu olmasa bile insanı gülümseten yazılar mevcut.

 

Özellikle kitabın küçüm yatırımcılara tavsiyelerde bulunduğu son kısım çok önemli .Küçük yatırımcısının hayellerle yola çıkmamasını tavsiye eden kitap , hem risk dağılımı yapılmasını hem de riski az kazançlara yönelinmesini tavsiye ediyor.

Borsa da imkb 30 da yer alan şirketlerin temettü dağıtanlarının hisselerinin alınıp , bu temettülerle yine hisse alınmasını tasiye ediyor , özellikle  adı sanı duyulmayan spekülasyona açık şirketlerin kağıtlarının satın alınmamasını tavsiye ediyor.

Bende kitabın yazarı gibi borsada teknik analizle bişeyler çıkarmaya çalışanlara inanmıyorum.

Türkiyede yıllarca yatırım aracı olarak kullanılan dövizin yatırım aracı olmadığının üstüne basa vasa  vurgulayan kitabın haklı olduğunu görmek için dövizin son 5-6 yıllık seyrine bakmak yeter.

Altın ise özellikle 2007 de amerikadan mortgage krizi patlayıpta amerikan doları sarsılmaya başlayınca değerlenen bir emtia , özellikle birkaç yıl daha değerlenip sonra daha durgun bir seyre girmesini bekliyorum.

 

Kitabı anlatırken ara ara kendi ekonomi yorumlarımda araya karıştı bunun için sürçü lisan ettiysem affola efendim .

Son söz olarak kitabı beğendim , benim gibi ekonomiye meraklı ama bu konuda eğitimi olmayan biriyseniz kitabın size faydası olacaktır , özellikle iktisat ve bağlantılı bölümlerde okuyan üniversite öğrencileri içinde kitabı tavsiye ediyorum.

 

 

 

Zengin Baba Yoksul Baba – Robert T. Kiyosaki

Zengin baba yoksul baba yaklaşık bir yıl önce okuduğum ve üzerine birkaç satır yazmak istediğim bir kitap.
Tabi ben okuma konusunda ne kadar aceleciysem , yazma konusunda o kadar ağırdan alıyorum.

Zengin baba yoksul baba kitabını daha önce okumadıysanız ve bu kitap hakkında bilgi edinip ondan sonra okumayı planlıyorsanız öncelikle belirteyim , size ne bu kitap , ne de başka kitap zengin olmanın yolunu gösteremez.Bu kitabın bence okunmaya değer yanı , size para ve para kazanma konusunda değişik düşünceler sunuyor olması.

Genellikle kitaplar hakkında yazdığım yazılarda kitabın içeriğine çok bahsetmem ki , okuyacak olanların zevki azalmasın diye. Merak etmeyin , izleyeceğiniz filmin sonunu söyleyen arkadaşlardan değilim 🙂

Neyse uzun bir girizgahtan sonra sadede gelelim , Zengin baba yoksul baba adlı kitabında Robert kiyosakinin ana düşüncesi , zengin olmak için para kazanmak için çalışmayın , parayı çalıştırın fikri.
Bu fikir ilk başta garip gelebilir ama kitabın verdiği ince ayrıntı şu , örneğin bir ekonomi profesörü para üzerine , ekonomi üzerine kitaplar yazabilir ama kendi faturalarını ödemekte zorlanır , ama diğer taraftan ilkokul mezunu olan bir adamın milyar dolarlık şirketlere sahip olması gibi.
Bunun hakkında bilinen bir örnek vereyim , bu kriz kahini denilen , küresel krizi önceden tahmin eden amerikalı profesör “kahin” geçenlerde Türkiyeye geldiğinde hepimizin şahit olduğu gibi ayakkabısının altı delikti .
Ama diğer taraftan ülkemizin zenginlerinden vestelin sahibi ahmet nazif zorlu da ilkokul mezunu , servetini sıfırdan elde etmiş birisi.
Kitap zenginler sürekli çalışıp sonunda para elde etmeyi düşünmezler , sürekli ellerindeki parayı daha da artırmayı düşünürler diyor. Yani ömür boyunca faturalar kıyafetler için kendilerini helak etmezler düşüncesi bir nevi. Normal insanlar hayatları boyunca bir meslek sahibi olmak için 20 sene okuyup dururlar ama zengin olmanın yolu bu değildir , insanların çocuklarına küçük yaştan itibaren para kazanma üzerine eğitim vermesini bu konuda teşvik etmesi öneriliyor .
Bizim kayserili mantığı diyebiliriz biraz , erken yaşta çocuğa parayı öğretmek , parayı kontrol etmesini ve onu kazanmasını öğretmek diyebiliriz.

Kitabın bir kısmı pek mantıklı gelmedi o yüzden belirtmek istiyorum , kiyosaki kitap boyunca para kazanmak için meslek edinmeyin , direk para kazanmaya odaklanın derken bi kısımda yaptığınız işi en iyi yapın o işe odaklanın diyor ama burada amerikan hayat tarzına dair göndermeler bulunuyor olabilir bu yüzden es geçiyorum.

Kitapta verilen güzel örneklerden biri mcdonalds , nedir mcdonalds hiç düşündünüz mü ? Dünyanın en güzel burgerlerini yapan restoran mı ? Ya da en ucuza satan yer mi ?
Hayır hiçbiri değil , donald amcanın en iyi yaptığı şey , en işler caddelerde , fiyatları fiks menüler sunar ve bu menüyü en fazla 3 dakikada hazırlar.
Mantık basittir , işler yeri seçip restoranı aç , fiyatların alınabilir ve hep sabit olsun , müşteriye satmadan müşteri fiyatı bilsin ( self servis olmasının en büyük avantajı , sürpriz hesap denen olgu yoktur) , ve siparişi 3 dakikada hazırla.Yani donald amca iyi bir emlakçıdır aslında , iyi bir aşçı değil.

Kitabın son ve can alıcı kısmına geliyorum , gerçi yukarıda kitabın tüm muhteviyatını yazmak istemediğimi söyledim ama kitabın önerdiği yolu yazmazsam anlamı olmaz.

Peki bu kiyosaki amcamız sizce zengin olmak için ne önermiş olabilir ?
Emlak alıp- satmak , evet yanlış okumadınız , kiyosaki amcamız kendi ülkesini baz alarak yazdığından, size önerdiği şey şu , yakında önem kazanıcak , insanların rağbet gösterdiği bölgeleri önceden tahmin edin oralarda ev satın alın .

İlk başta bu düşünce mantıklı gözükebilir , ama sadece amerika için , Türkiyedeki emlak piyasası aşağı yukarı son 5 yılda oluştu diyebiliriz.Ve bu bizim piyasamız daha doyum noktasına ulaşmadığı için çok balon fiyatlar dönüyor ortada , 50 metrekare 1+1 500 bin liralık daireler falan .
İstanbula baktığımız zaman şuanda hiçbir yerde ucuza alınabilecek emlak yok , satışın ilk kuralı alırken kazanmaktır , yani ucuza almazsanız satıştan kar edemezsiniz , ama şuanda istanbulun resmen taşı toprağı altın olduğu için orta düzey insanların pek emlak işinden para kazanma fırsatı yok .

Diğer taraftan amerikadaki gibi ülkemizin gelişmişlik seviyesi bölgelere orantılı dağılmadığı için , örneğin Tokatta 100 bin liraya 3+1 120 metrekare site içinde daire alabiliyorken , bu paraya istanbulda çok daha küçük daha alt katlardan bir ev alabilirsiniz , tabi bu kenar semtlerden olur.

Yani insan şimdi düşünüyor , insanlar amerikada 1000 metrekare alan üzerine kurulmuş iki katlı , garajı arka bahçesi ön bahçesi olan müstakil evleri 250 bin dolara alabiliyorken , istanbul gibi bi yerde 250 bin dolara artık müstakil güzel bir ev almak imkansız .

Lafı uzatmadan diyebilirim ki , kitap güzel , para kazanma konusunda zihin açıcı düşünceler veriyor ama kitabın önerdiği zenginlik yolu emlak üzerinden para kazanmak , ama o da ülkemiz şartlartında normal içinlar için geçerli değil , ancak zenginlerin zengiliği artırmasına yarayan bir yol.

Diğer taraftan para kazanma emlak herşeyi geçtim , istanbul için iki çift lafım var .
Bilmem farkında mısınız bu şehir gitgide beton yığınına dönüyor , tek yeşil şey balkonlardaki saksılar .
İstanbulda kişi başına düşen yeşil alan 6,4 metre kare , diğer şehirlerdeki durumu ve istanbulun durumunun ne kadar kötü durumda olduğuna bakmak için http://www.porlareserva.org.ar/EspacioVerdeHabitante.htm

Kısacası , şehrin her tarafının imara açılmasına hayır , ali ağaoğlu gibi adamların baş tacı yapılmasına hayır , istanbulun ırzına geçilmesine hayır.

İsimle Ateş Arasında – Nazan Bekiroğlu

İsimle ateş arasında en sevdiğim kitaplardan biridir. Nazan hocanın o masalsı anlatımı , o mükemmel kelimeleri ruhuma akar.
Bu kitaba olan hayranlığımı anlatmak mümkün değil.
Beni , sevgimi bu kadar güzel anlatan bir kitap yoktur .
Ve yine son sözü kitaba bırakıyorum.

“onu, herşeyi terk ederek, herşeyi göze alarak, yaktığım gemilerde ben de yanarak, yıktıklarımın enkazı altında ben de kalarak sevdim. hiçbir şeye akıl yetiremeyen çocukların berrak sevinciyle sevdim. onu, ömrümün bundan sonrasına dair kuş gözü kadar bir ayrıntıyı dahi merak etmeyecek kadar mutlu olarak sevdim. onu, gördüğüm o ile göremediğim o arasındaki uçurumları hesaba katmayarak sevdim…”

İsimle ateş arasında – Nazan Bekiroğlu

Ye O Kurbağayı – Brian Tracy

Ye o kurbağayı , beklemeden , düşünmeden ye .Kitabın adı gayet ilginç fakat bu ilginçlik sadece adıyla dikkat çekipte içeriği kötü olan bir kitapla karşılaştırmıyor bizi. Kitap gayet sağlam taktikler içeriyor.

Çoğu zeki insanın sorunudur zamanını verimli kullanmak , çoğu şeyi yapabileceğinizin farkındasınızdır ama  yapmazsınız , bir türlü harekete geçmezsiniz , işler önünüzde büyükdükçe büyür.Çok büyük şirketleri yöneten yöneticiler , çük mükemmel tasarımlar yapan mühendisler , dur durak bilmeden çalışan politikacılar . Onlar hayatlarında bu kadar çalışmayı kolaylıkla sığdırırken siz neden çalışamıyorsunuz hiç düşündünüz mü ?

Cevap çok basit :  ZAMAN YÖNETİMİ . Zamanınızı faydalı kullanmak  , sizi hayatta bir yerlere getirecek işlere öncelik tanımak ve rahatlık tuzağından kurtulmak yani hareketi geçip amaçlarınıza hedeflerinize ulaşabilmeniz için gerekli olan şeydir zaman yönetimi.

Bütün büyük liderler mutlaka not tutarlar , sürekli o not defterine notlar alırlar günlerini planlarlar , yani bir nevi ajanda kullanırlar .Bu kitabın iyi zaman yönetimi için önerdiği fikirlerden biri her günü önceden planlayıp liste yaparak önemli işlerinizi o listeden takip edip bitirmek.

Kitapta bu ve bunun gibi sağlam önerilerde bulunulmuş , şimdi o önerilerin hepsini burda yazıp kitaptan alıcağınız zevki ve faydayı yok etmek istemiyorum .

Ben her zaman , zaman yönetimi konusuna ilgi duydum . Hayatta hayalleriniz hedefleriniz olabilir , ancak hayallerini gerçekleştirenler o uğurda ömürlerini harcayan bunun için çaba harcayan insanlardır. Zaman yönetimi hem çalışmanız için sizi motive eder , hem de etkin bir şekilde çalışmanızı sağlayarak hayallerinizi gerçekleştirmenizi sağlar.

Sonuç olarak önemli olan teorileri bilmek değil onları uygulamak hayata geçirmektir . Kitap teoriler hakkında çok kısa ve önemli bilgiler veriyor , hayallerinizi gerçekleştirmek için bir adım atmakta size kalıyor.

Hayalleri olan insanları severim , hayalleri için durmadan usanmadan çabalayanları daha da çok severim 🙂

Kentte Sıcak Gece – Trevanian

trevainanın çeşitli yerlerde yayınladığı küçük hikayelerini bir araya topadığı bir kitap . çok değişik ve ilginç yerlerde geçen hikayeler var kitapta ama özellikle ilk hikaye daha baştan insanı çarpıyor , son satırları birkaç kez kontrol etmek zorunda bırakıyor.
her trevanan kitabı gibi tavsiye edilesi bir kitap.

Toplam 3 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123