Hayata dair

Sen

Gözlerine dalsam sabah ezanında
Yüzüme vuran güneş gibi ısıtsan içimi
Tüm kapılarımın eşikten sonraki adımı sen olsan
Asi başını yaslasam göğsüme
Yüreğindeki anne şefkatinde bulsam kayıp çocukluğumu
Yol kenarı ağaç olsam gönlünde
Herkes geçerken yalnız ben kalsam .


 (Fotoğraf : ada vapurundan beraber çektiğimiz o martı 🙂

Mutlu – luk

 

 Mutluluk dediğin şey bir garip rüya , düşün içindeki gerçek , gerçeğin içindeki düş .

Güneşli bir avluya açılan kapı , kapının önündeki mor çiçekler .

Yağmur sonrası gökkuşağı , gökkuşağındaki renkler.

İnsanın umudu , umuttaki  yağmur damlası.

Merdivenlerden yukarı çıkarken el tutmak belkide , merdiven başında hızlı hızlı nefes alırken kalbine  dokunan bir el .

O eldeki ufak yaraya bırakılan bir buse.

Üşüme diye yürünen yolu değişmek belkide.

Mor çiçeklere bakıp sırıtmak.

Aralarındaki beyaz çiçekler biraz solduğunu görünce üzülmek.

Çiçeğin sapını kısa kestirmek biraz.

Küçük çiçek almak.

Soğukta beklemek mesela , karı bekleyen çocuk gibi.

 

F-4 PHANTOM II – Yıllar sonra maketçiliğe dönüşüm

Yıllar önce kartondan yaptığım Titanic maketinden sonraki ilk maketim.Ve karşımızda uçan efsane F-4 PHANTOM II
Model setimiz Revell in USAF F-4 PHANOM II 1:48 lik modeli.
Boyu yaklaşık 37 cm , kanat açıklığı 25 cm.

İlk plastik maketim olduğu için sadece birleştirme ve yapıştırma yaptım .
Boyamayı daha sonraki zamanlarda yapmayı düşünüyorum.Boyamayı bitirinc yeniden fotoğraflarını koymayı düşünüyorum siteme 🙂
Resimlerin büyük hallerini görmek için üzerlerine tıklayınız.













Sevgi Üzerine

Aşk üstüne

Sevgi , hayatta en anlamlı , en uçsuz en bucaksız kelimelerden biri.

Hayatın en büyük amacı mutlu olmaksa , sevgi de o mutluluğu sağlayacak tek anahtar . Kalpleri açan , karanlıktan aydınlığa , zorluktan feraha çıkaran o sevgi ,  uğruna türküler söylenen , şiirler yazılan o gönül ateşi.

 

Yüreğim ateşböceği gibi dönerken etrafında , umutlarımı düşlerine emanet ettim.

Allahtan başka hiçbişeyden şeyden korkmayan ben , yüzüne vuran rüzgardan korkar oldum seni hasta edecek diye .O rüzgardan seni sakınmak , sakındıkça o yüreğindeki huzuru duymak en büyük mutluluğum .

Anladım artık sayende yaşamak neymiş , sevmek neymiş .

Anladım ki senle dünya bir cennet , sensizlik cehennemmmiş.

Mesele bir şeylere sahip olabilmek değil , beraber sahip olmaya çalışmak , çabalamakmış .

Anladım ki evlenmek sadece aynı evin içinde olmak değilmiş , gece sarılıp uyumanın , sabah yanında uyanmanın hayalini kurmakmış .

Anladım ki ben demek sen demekmiş , en güzel güzel şey el ele tutuşup biz olmakmış …

 

 

Tiramisu …

Tiramisu , lezzetli bir italyan tatlısı ama benim için manası bundan çok öte . Tiramusu’nun kendinden çok bana hatırlattığı , bende oluşturduğu duygular önemli olan .

Tiramisu kelimesini her duyduğumda , okuduğumda ruhuma dolan o tatlı huzur , o neşe beni hayata bağlayan yegane şey.

Tiramisu mutluluk demek benim için , küçük bir çocuğun dondurmaya sahip olduğundaki mutluluk gibi , ilk defa uçurtma uçurduğundaki hissettiği heyecanlı mutluluk gibi .

Hani yemekte tatlı en sona yenir ya ağızda tatlı bir tat bırakması için , tiramisu da öyle benim için . Şu ömrümde acı , ekşi , tuzlu günler oldu ama bunların üzerine mutluluk getiren yürekte güzel bir tat bırakan şey tiramisu oldu .

Tiramisunun tadını dudaklarımda , yüreğimde hissetmek bana belkide Yaradanın en büyük lutfu , sıkıntılı günlerin ardından kavuştuğum tiramisu ALLAH ın benim için ayırdığı en güzel tatlı olsa gerek 🙂

Tiramisu sadece bir tatlı değil , bazen yüzüme çarpan tatlı bir rüzgar , bazen dudaklarımı ıslatan ılık yağmur damlası , bazen karanlığı yokede günışığı , bazen gece yarısında yakamoz , bazen manzaradaki deniz , bazen dilimdeki mutluluk türküsü , yarına ulaşmam için çabalamamı sağlayan bana moral veren hayat sebebim. Ve en önemlisi yüreğimi ferahlatan Nur damlası…

Radyo Eksen

Sen radyo ekseni dinler misin ? ” dedim

“Evet”  dedi .

Çok  mutlu oldum …

Sayfalar

İnsanlar aynı kitaplar gibi ; görünüşte hepsi birbirine benziyor , hepsinin sayfaları var , bazıları uzun bazıları kısa  , bazılarının kapakları daha cezbedici olurken bazılarının kapakları sırada sıkıcı , basit.

Onları birbirinden ayıran içinde yazılı olanlar , yani hikayeleri . Bazı kitaplarda cümle sonuna gelmek bile yorucu bir işken bazıları bir okumada kendini sonuna kadar okutur.

İnsanlarda biraz böyle  , içinde hikayeleri , duyguları olanlar ve olmayanlar.

İçinde hikayeleri olanlar için hayat iyisiyle kötüsüyle yaşamaya değer  , acılar bile mutlulukların ön hazırlığı belkide , böyle insanların ömrü güzel bir kitabın güzel bir filmin başrol oyuncusu gibi geçiyor çevreme bakınca .

İnsanın bir hikayesinin olması için çok baskın bir karakter olmasına gerek yok , örneğin Amelie filmi küçük insanların büyük hikayelerini anlatır , bu yüzden çok severim . Mesele aynada kendinizi ne kadar büyük gördüğünüz değil diğer insanları ne kadar mutlu edebildiğiniz birazda . Yaradılış olarak yalnız yaşayamayan canlılarız , sürekli başkalarıyla etkileşim hali içindeyiz , bu etkileşimde iletişim halinde bulunduğumuz insanlara ne kadar çekilebilir kılıyorsak hayatı bizimki de o kadar çekileblir oluyor , onları ne kadar mutlu edebilirsek biz de o ölçüde mutluluğu tadabiliyoruz.

Başrol oynatan senaryo bu etkileşimlerin sonucu doğal olarak ; aşk , arkadaşlık, dostluk , aile bağları . Özünde bu etkileşimin temelinde insanları anlayabilmek bulunuyor.Başkalarının da kendimiz gibi insan olduğunu , onlarında hataları ve hayalleri olduğunu en az kendimiz kadar kabullenebilirsek mutlu olmanın sırrına vakıf oluyoruz bir nevi.

Hayatta maddi başarı olarak sıralanan  para , kariyer, meslek gibi olgular da birileriyle paylaşmayınca veya bu olguların faydalarını birileriyle paylaşmayınca onlarında bir anlamı olmuyor. Değersiz şeyler anlatan değersiz kitap sayfaları olmaktan öteye geçemiyorlar.

İnsan ömrünün safyalarının güzelliği o sayfalara ne kadar duygu katabildiği birazda , fedakarlık , özveri , sevgi , özen , romantizm vb … Hepsi de diğer insanlarla aramızda geçen şeyler .

Sonuç olarak güzel bir kitap gibi bir ömür isteyenlerin ilk yapması gereken iş çevresindeki insanları anlamak olmalı gibi geliyor bugünlerde .

Rüzgar

Büyük fırtınalar , zor rüzgarlar sıkıntılı zamanlar.

İnsanın canını sıkan , isyana teşvik eden , sevkeden ne çok şey var şu su damlası ömürde.

O su damlası ömre dalıp gidiyorum bazen , ekmek kavgası , dünya meşgalesi derken gönlümü kaptırıyorum yalan dünyaya…

Her zaman bu son kapı olacak diyorum içimden  , bu son kapı olacak ve bu kapıyı açtığımda batıla dair hiç sıkıntım kalmayacak , yönümü Hakk’a döneceğim diyorum.

Ama öyle olmuyor , her kapının ardında yeni bir kapı , her sokağın sonunda yeni bir sokak çıkıyor karşıma , silindirin içinde fare misali hiçbir yere varamadan yürüyor insan ,düşünmeden soluk almadan sorgulamadan .

Hep La ilahe deyipte illallah diyemiyoruz , kendi kibrimizin , kendi gururumuzun çamurunda boğuluyoruz .

ALLAH hepimizi illallah diyebilenlerden eylesin…

Dans et şampiyon

[Bu sözler, Muhammed Ali’nin antrenörlerinden Bundini tarafından Zaire maçından önce Ali’ye fırlatılmıştır. Her okuduğumda bana güç ve moral verir .Bilmeyenler için ekleme yazıda geçen cassius clay Muhammed alinin müslümanlığı seçmeden önceki adıydı , diğer taraftan Muhammed ali vietnam savaşına gitmeyi reddetti  , bu yüzden hakkında davalar açıldı bokstan uzalaştırıldı , senatörler başına bela oldu ama halkın desteğiyle dik durmayı başardı.]


“Dans et şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et. Çocuklar için salla yumruklarını.

Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et. Şu alçağın işini bitir!

Meyhanedeki ayyaşlar için dans et şampiyon, kanserden ölen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkumlar için, herkesin terkettiği eroinmanlar için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için!

Şu aşağılık herifin işini bitir, çenelerini dağıt hepsinin. Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişeler için…

Meyhanelerde oturmuş demlenen bütün yalnız kalpler için, bilardo salonlarındaki yalnızlar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için!

Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri süpüren küçük insanlar için. Savaş onlar için şampiyon. Otellerde yatakları yapıp tuvaletleri temizleyen küçük odacı kızlar için dersini ver şu aşağılık herifin!

Seni kurtaranlar senatör değildi, vali değildi, başkan değildi. Sokaktaki insanlar kurtardı seni. Şimdi sokaklar adına savaş, hadi evlat, işini bitir şu aşağılık herifin!

Bu ring ikinize fazla. Hadi bitir işini, suratını paramparça et. Yoksullar adına şampiyon, yoksullar adına!

Hadi yavrum salla yumruklarını! Muhammet Ali’yi hiçkimse yenemez, hiçkimse. Sadece Cassius Clay yenebilir ama o da bu akşam aramızda değil.

Dans et şampiyon, hadi oğlum dans et!”

[Çev.: Hakan Albayrak, 1989, Çete dergisi]

İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları

İstanbul ahalisi bilir , nisan mayıs aylarında belediye parkları bahçeleri işin doğrusu heryeri o güzelim lalelerle donatır.
Kendisi gülistan olan İstanbul bir anda cennetteki lalezarlara döner , güzelliği insanın yüreğine akar oluk oluk.Yaradanın lalelere verdiği o güzellik o tonlar insanı kendinden geçirir.

Ama ne var ki asıl huzur asıl mutluluk özde olandır , lalelerin gözdeki aksi zahiridir ve insana lazım gerçek güzelliğin sadece bir yansımasıdır onlar.Şu gelip geçici yolda insanın ihtiyacı olan ışığın peşinde koşmak kolaydır ama o ışığı görmek zordur. O yüzden naçizane kendimden bahsederken siyahın içindeki ışığın peşinden koşan bir biçareyim diye bahsederim .

O biçarelik yine arttı bugünlerde.Yine sonu gelmez yalanların peşinde kendi nefsime kölelik halindeyim.
Laf uzar ama bir yerlere varmaz , bundan dolayı sözümü endülüslü büyük üstad İbn Arabi nin çok güzel bir lafıyla bitirmek istiyorum :

“Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayal, yani aynalara vuran akisler veyahud gölgeler.”

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12