Boyalı Kuş – Jerzy Kosinski

 

Savaş ; insanın kibrine yenildiği kavga.
İnsanı kibrinin kölesi yaparken , insanı insan yapan diğer bütün özelliklerini yok eden acımasız olay.

 

Bütün insanlığın “idea”sı olan şey daha iyi ve daha müreffeh bir dünyada yaşamak diyebiliriz , bu düşünce uğruna insaoğlu dünyayı cehenneme çevirmekte çok usta.Yani insanoğlu daha iyiyi amaçlarken kötüye doğru gitmesi varoluşumuzdan gelen bir paradoks diyebiliriz.

 

Kosinski nin Boyalı Kuş romanında ikinci dünya savaşı yıllarında Polonyada  ailesinin savaştan uzak kalsın diye taşraya gönderdiği bir çocuğun hikayesi anlatılıyor. Ailesi çocuklarını savaştan uzak tutmak istemişseler de ,  şimdiye kadar dünyanın gördüğü en kanlı ve büyük savaş olan ikinci dünya savaşındaki almanların nazi ve çingene avcılığı yüzünden çocuk yaşamak için oradan oraya sürükleniyor.

 

Yaşama içgüdüsüyle hayatta kalmaya çalışan çocuk savaşın en vahşi halini , insanların en korkutucu yüzünü görüyor. Almanların hışmından korkan polonya halkı hiçbiryerde çocuğu rahat bırakmıyor . Burada sonra hikayenin çok fazla ayrıntısına girip okuma zevkinize zarar vermek istemiyorum.

 

Kitap yazım dili olarak basit ve sade bir kitap olmasına rağmen ağır bir kitap . Bir çocuğun gözünden anlatılan o saf katıksız vahşet , insanın kanını donduruyor. İnsanların savaş zamanı ortadan kaybolan vicdanları ve onun yerine geçen zalimlikleri sadece bir çocuk için değil yetişkin normal biri içinde hayli ürkütücü.

 

 

 

Kitap batı dünyasında hayli övgüler alırken yazarın memleketi polonyada biraz tepki görmüş  . Polonyalıların kitapta çok zalim betimlenmeleri her ne kadar polonyalıları kızdırmış olsa da , aslında ikinci dünya savaşındaki soykırım ve toplu katliam ortamında insanların çok adilane ve çok vicdanlı davranmasını beklemek mantıksız olur.

 

Diğer taraftan savaş ve savaş ortamında insanın ruh halini karmaşıklığından bahsetmişken kitapta benim hoşuma giden bir örnekte mevcut. Çocuk her nereye giderse gitsin zorbalıkla ve zalimlikle karşılaşırken bir nazi askerinin çocuğu diğer nazilerden kurtarıp serbest bırakması vicdana olan umudu taze tutuyor.

 

Son söz olarak kitap ağır ama güzel bir kitap , ben klasik gözüyle bakıyorum . Ve modern dünyada savaşa bakış açısı olarak bir insanın kesinlikle okuyup kendine payeler çıkarması gerekli. Yazının sonunu kitaptan bir alıntıyla bitirmek isterim.

 

“Siyah saçlı çocukları fırınlara doldurup yakmak yerine , onların saçlarını sarıya boyasak herşeye daha güzel olmaz mı ?”

 

 

 

 

 

Yorum yazın