Der Untergang

Türkçe “Çöküş” anlamına gelen mükemmel film Adolf Hitlerin ölmeden önceki günlerini anlatıyor.Baştan söylemek istediğim şey film çok güzel.

Filmin güzel olmasının başlıca sebebi başroldeki Bruno Ganz adlı alman aktörün Hitleri mükemmel canlandırmasıdır.Hitlerin hitler olmasını sağlayan sebeplerden biride propaganda ve konuşma yeteneğidir , özellike sinirlendiği zaman konuşması çok değişik bir hal alır .Bu yüzden hitler canlandırması çok zor bir karakter ama Bruno Ganz role o kadar iyi çalışmış ki bunu konuşmalarından ve hitlerin yakanlandığı parkinson hastalığını canlandırmasından ne kadar da mükemmel olduğunu anlıyoruz.

Filmin güzel olmasının sebebi amerikan filmlerindeki saçmasapan klişelere takılmamış olması ve gerçekten objektif olması.Film hitlerin sekreterliğini yapmış bir genç kızın yıllar sonra yazdığı romandan yola çıkarak çekilmiş ve bu yüzden tarihi gerçekçiliği yüksek düzeyde.

Filmin objektif olmasındaki kastım hitlerin iyi olarak gösterilmesi değil , aksine hitler gayet karışık hastalıklı zalim bir kişilik olarak gösterilmiş filmde.Zaten okuduklarıma göre de hitler insanlarla yüzyüze konuşurken çok nazik ve kibar biriymiş ama yinede milyonlar üzerine yaptıkları hesaba katılırsa kendisini iyi biri olduğunu söylemek hayli zor.Ama film olayın tam mihenk taşını da ortaya koymuş.Yani şimdi almanlar hep hitleri suçlayarak kendilerini aklama çabasındalar ama işin iç yüzü hiçte öyle değil.Filmde de görüldüğü gibi hitler tüm bu çılgınca şeyleri yaparken halkta onun arkasındaydı , onun düşüncelerini destekliyordu .Nasyonel sosyalizm bir din gibi görülüyordu demek yanlış olmaz.Bunu filmdeki cani bir anneden anlayabiliriz ; nasyonel sosyalizmin olmadığı bir almanyada yaşamak için çocuklarının fazla iyi olduğunu , nasyonel sosyalizm olmazsa çocuklarının yaşamının bir anlamı olmadığı söyleyerek çocuklarını zehirliyor.

Film insanların düşünce ve davranışlarını yansıtma açısından çok başarılı olmuş.Herşeyin sadece siyah ya da sadece beyaz olamayacağını gösteriyor .İnsanların inandıkları şeyler uğruna ne kadar çılgınca şeyler yapabildiğini kanıtlıyor.

Filmin sinema sanatı yönünde artıları bulunduğu gibi eksileride bulunuyor.Film sürekli hitlerin sığınağında geçtiği için o kuşatılmışlık yenilmişlik duygusunu gayet iyi veriyor , özellikle arka fondan gelen sürekli bombardıman sesleri atmosferi gayet iyi yaratmış ama o atmosferdeki en büyük şeylerden biri olan müzik eksik.Evet nedense filmde müziğin eksikliği bariz bir biçimde hissediliyor ama o kadar kusur kadı kızında da olur diyip eleştirilerimizin sonunu getiriyoruz.

Film hakkında daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler buradaki imdb sayfasına bakabilirler.

İstanbul Efendisi

istanbul efendisi

Geçen sene tiyatroya sadece 2 sefer Lüküs Hayat oyununa gittim .O oyunların tadı damağımda kaldı ama hem tembellikten hemde yanıma gidicek kimseyi bulamamaktan tiyatroya gidemedim.Ve sonunda yine büyük ablamın ön ayak olmasıyla Kadıköy Haldun Taner sahnesinde İstanbul Efendisi adlı oyuna gittik ailecek.
Oyuna dair fikirlerimi söylemeden önce tiyatro salonuna dair birkaç şey söylemek istiyorum.Nedense Haldun Taner Tiyatrosunun sahnesi bana oldukça küçük geldi.Sahneye çok yakınsınız , bu bir yönden güzel ama oyun bir müzikal olunca ses bazı kısımlarda oldukça yüksek seviyeye ulaşınca rahatsız oluyorsunuz.Ama imkanlar dahilinde elindekinin en iyisini göstermeye çalışan şehir tiyatrolarına bağlı çalışanlara ve sanatçılara çok müteşekkirim.


Oyuna gelecek olursam oyun gayet güzel. Gerek oyuncuların yetenekleri gerekse eserin hiç düşmeyen temposuyla gayet güzel bir oyun.

Müzikal bi oyun olması ve müzikal kısmını sonuna kadar en güzel şekilde kullanması gözlerden kaçmıyor.Türk sanat müziğinden cümbüş,kanun,ney,def, klarnet ve özelliklede davulun yerli yerinde kullanılması çok güzel olmuş.O esntürmanlar sizi kendinizden geçiriyor diyebilirim.

Oyunun konusu biraz karışık ya da daha doğrusu kesin şeyler üzerinde durmuyor , zaten oyunun broşüründe iyisiyle kötüsüyle osmanlı yaşamından neşeli bir biçimde sunulan kesit diye bahsediyor.
Neşeli bir kesit olduğu gerçekten çok doğru.Oyuncular üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor ve gülmekten yanaklarınız ağrıyor 🙂
Geçen sene 2 sefer gittiğim Lüküs Hayat ile kıyaslarsak lüküs hayat biraz daha politik göndermelerle insanları güldürürken İstanbul Efendisi çok güzel komik unsurlar ile seyirciyi güldürmeyi başarıyor.
Ama sadece güldürü değil oyun , hayat anlattığı için bol bol gülerken yeri geldiğinde hüzünleniyoruz.

Sonuç olarak son zamanlarda geçirdiğim en güzel 3 saatti oyundaki zaman.Kesinlikle gidilesi görülesi bir oyun.Bakalım dostlarımı arkadaşlarımı kandırıp gidelim hem onların da izlemiş olmasını sağlarım hem de kendim o güzelliği bir daha görmüş olurum.

Unutmadan bilmeyenler için not ; devlet tiyatrolarında ve şehir tiyatrolarında oyunlar bir sinema biletinin fiyatının yarısına , yani 5-8 lira arası .Kendinize bahane üretmeyin benim gibi , fırsat buldukça tiyatroya gidin.

Son sözü ATAMIZA bırakıyorum.

Tiyatro , bir milletin kültür seviyesinin aynasıdır.
Mustafa Kemal ATATÜRK

Google’ın Büyülü Öyküsü – John Battele

Google kelime anlamı olarak 1 ve onun ardından 100 sıfırın gelmesiyle oluşan (yani 10 üzeri 100) “googol” kelimesinin biraz değiştirilmesiyle olan sayıdır. Kelimenin anlamı altında pek büyük bir anlamlar yok ama bugün google kelimesi dünyanın en ünlü markası haline gelmiş durumda. Google , Larry Page ve Sergey Brin’in zamanında doktora teziyken onları şuanda dünyanın en zengin adamları haline getirmiş durumda.Dünyaca bilinen bir güvenirliği , bilinirliği var markanın.

Yaklaşık 4 yıla yakındır internet ile ilgiliyim , çeşitli siteler açtım kapattım , gerek eğlence gerek zaman geçirme gerek öğrenme ve bazende harçlığımı çıkarmak için yaptım bunu.Ve internetle uğraşan insanların öğrendiği ilk şeyi söylemek istiyorum sizlere ; Eğer bir site yaptıysanız ve o siteyi insanların ziyaret etmesini istiyorsanız şunu iyi bilmelisiniz , google kraldır siz ise onun gözüne girmeye çalışan askerlersinizdir.İnternetin şeklini belirleyen , iyi siteyi kötü siteyi ayırmaya yarayan kriterleri ortaya koyan google adı hayatında hiç başarısızlık tatmamış olan şirkettir.

En önemli nokta burası , yani google hiç başarısız olmadı . Yani çok ufak olanları saymazsak google el attığı her işte en önemli aktörlerden biri haline geldi internet ortamında.Örneğin şuanda dünyanın en büyük elektronik posta (e-mail) servis sağlayıcısı olan yahoo’da 500 milyona yakın kayıtlı mail adresi bulunuyor .Fakat google mail servisi daha 2 yıllık olmasına rağmen ikinci sırada , yakında yahoo mail servisini geçeceği gün gibi aşikar.

Google ile önemli uzun ama önemli açıklamamdan sonra kitap üzerine fikirlerimi yazmak istiyorum .Öncelikle konuya ilgili değilseniz, internet üzerine merakınız yoksa bu kitaba pek yaklaşmayın , çünkü kitap haddinden fazla terimsel bilgi ve bu işlere meraklı olmayanların hiçte tanımadığı site sahibi , tasarımcısı , internet mucitlerinin hayatlarını ve google ile keşismelerini anlatıyor.

Kitabın dili sürükleyicilik açısından ve verdiği örnekler bakımından gayet güzel ama dil açısından söylemek gerekirse pegasus yayınları kitabı çevirirken pekte güzel bir iş çıkartamamış açıkcası .Kitaptaki internet terimlerini çevirirken sadece kitabı yazan yazarın açıklamalarından yola çıkıp aslında pekte yola da çıkamayarak terimleri açıklamışlar.Aslında karşılaştıkları terimleri internette biraz araştırsalardı , beklemediklerinden daha fazla bir oranda geniş türkçe bilgiye ulaşabilirlerdi.

Kitabın yazılış amacı google’ın neden başarılı olduğu diğer şirketlerin neden başarılı olamadığı anlatılıyor.Burda en fazla durunan nokta Pagerank denilen google ın kıyaslama kriterlerinden bir tanesi.Özellikle bu kriterin google ı diğerlerinin önüne nasıl geçirdiği çeşitli güzel örneklerle anlatılmış.Kitapta black hat seo ve white hat seo gibi internet dünyasının meşhur kavramlarının oluşmasına dair olaylarda açıkça dile getirilmiş.Spamın doğsunu ve buna karşı geliştirilen yöntemleri anlatmış:).Google’ın çalışma ortamından , aslında yahoo’nun çalışma ortamının daha düzgün daha düzenli olduğundan bahsetmiş ve buna benzer çok detaylı bilgiler içeriyor kitap.

Bir araştırma kitabı olarak ele aldığımıza kitabın yazarı araştırma işini hakkaniyetiyle yapmış.Ve bu konuda merakı olan kişilere özellikle internette sitesi olan arkadaşların keyifle okuyacağı bir kitap çıkarmış ortaya .İnternete merakı olan insanlara daha doğrusu herkese tavsiye ediyorum kitabı , farklı düşünmenin kalıpların dışına çıkmanın nasıl büyük bir güç olduğunu gösteriyor ve hayata dair çok şey öğretiyor.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Unutkanlık Üzerine


Auschwitz’den (nazilerin en büyük toplama kampı) sonra şiir yazmak barbarlıktır demiş vakti zamanında t.w.adorno. İnsanlığın en büyük utançlarından biri olan ve milyonlarca yahudinin , çingenenin,polonyalının , homoseksüelin adeta böcek gibi öldürüldüğü auschwitz kampı bugün hala ayakta .Müze haline getirilen kamp insanoğlunun ne kadar vahşi acımasız olduğunun bugünde kanıtı , bunu en fazla hatırlaması gerekenler yani yahudiler ise çoktan unutmuşlar o günleri.

Auschwitz’in üzerinden 70 yıla yakın bi zaman geçti , devran döndü , yahudiler dünyanın en güçlü milleti oldular.Şimdi o güçle şeytanı bile kıskandırıcak kötülükleri zulümleri filistinli çocuklara , kadınlara yapıyorlar.Kendi uğradıkları zulümlerin daha da kötüsünü şimdi filistinlilere yapıyorlar.

Ama unutmamak lazımki tarih kendisini unutanları asla affetmez , gün gelir devran döner , şimdi vurup öldürdüğünüz 3-5 yaşındaki çocukların kardeşleri abileri gün gelir sizi öldürür ,tarihi unutmayın yoksa tarihte sizi unutmaz.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ise kınamaktan öte gidemiyor , zamanında 3 kıtaya birden hükmeden ,adalet sağlayan Osmanlının Torunları kınamaktan öte gidemiyor.Bizde kendi tarihimizi kendimizi unuttuğumuz için bu hale geldik .

Unutkanlık kötü şey , ezilenler içinde ezenler içinde .

Peki dünya bu hale gelmişken insan nasıl mutlu olabilir , nasıl umut edebilir ?
Televizyonda can çekişen çocukları gördüğünde nasıl rahat uyuyabilir geceleri ?
Nasıl ?…

Katya’nın Yazı – Trevanian

Daha önce Şibumi adlı romanını okuduğum yazar Trevanian’ın başka bir romanı Katya’nın Yazı.Kitabın arkasında her ne kadar aşk hikayesi yazıyorsa da işin gerçek yüzü hiç öyle değil . Trevanian , şibumi de politik göndermelerle dolu mükemmel bir macera romanı çıkartıyor ortaya. Katya’nın Yazı kitabında ise insan şaşkınlık içinde bir aşk hikayesi bekliyor .

Tam da beklediğimiz şey karşımıza çıkıyor kitapta , bir aşk hikayesi . Ama kat ve kat daha fazlası mevcut. Daha önce hiç okumadığım kadar güzel tasvirler , insanın içindeki duyguların mükemmel yansıtılması , aşka dair çıkarımlar ve insan ruhunun derinlikleriyle dolu kitap.

Örneğin sayfa 154’de
“bana da acımakla vakit kaybetme montjean.
ben hayatta kendi durumumu dikkatle saptadım.
ne fazla mutluluğa, ne de fazla acıya yer bırakıyorum.
kendime güvenli ve kararlı bir yüzeysellik edindim.
zevklerim var ama iştahlarım yok.
gülüyorum, ama pek seyrek gülümsüyorum.
beklentilerim var, ama umutlarım yok.
esprilerim var, ama mizahım yok.
çok atağım ama hiç cesaretim yok.
açık sözlüyüm ama içtenliğim yok.
çekiciliği güzelliğe tercih ederim.
rahatlığı da yararlılığa tercih ederim.
güzel kurulmuş bir cümle bence anlamlı bir cümleden iyidir.
her şeyde yapaylığı seçerim!

Bu psikolojik olayların etrafında kurgu o kadar güzel ilerliyorki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.Kitabı mükemmel psikolojik tasvirlerle dolu bir roman olarak nielendirirken kitabın son 50-60 sayfasında yazar sizi ters köşeye yatırıyor ve oluşturduğu kurgu üzerinden mükemmel bir final çıkartıyor.Güzellik ayrıntıda saklıdır ilkesiyle yazan yazar kitabın sonunda işin gerçek yüzünü ortaya çıkarınca ; herşeyin bir nedeni vardır diyor insan.

Özellikle karakterlerin çok iyi oturtulmasıyla hikaye kanlı canlı bir hal alıyor ve gerçekten kendinizi olayların ortasında buluyorsunuz.

Kitabın daha çok girilicek ayrıntısı var ama ben o ayrıntılara girip zevkinizi azaltmak istemiyorum.Ama şunu kesinlikle söyleyebilirim ki Katya’nın Yazı Şibumi’den daha iyi bir kitap , hatta işin doğrusu Katya’nın Yazı hayatımda okuduğum en iyi romanlardan biri diyebilirim rahatlıkla.

Kesinlikle okuyun , okutun.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.