Alamut – Wladimir Bartol

Kitabın tam adı Fedailerin Kalesi Alamut’tur ve sloven yazar Vladimir Bartol tarafından yazılmıştır .

Kitabın öncelikle diline değinicek olursak , kitap ilk yazıldığı dilden yani slovence den fransızcaya , fransızcadan almancaya,almancadan da türkçeye çevrildiği için olayların geçtiği 1100 lü yıllarda anlatılan olaylar için gayet modern bir dil kullanılmış , çeviriden dolayı kaynaklanan bu kusur yazarın mükemmel anlatımıyla dengeleniyor . Yazar oldukça akıcı bir dille oldukça felsefik ve psikolojik bir roman yazmış.

Kitabın konusu 1090-1256 arasında alamut ( kartal yuvası ) adıyla bugünki iran sınırları içinde yer alan kalenin ilk kumandanı Hasan Sabbah ın ve onun etrafında dönen olayları anlatılıyor. Aynı kitapta yazdığı gibi Hasan Sabbah gizli bir bahçe kurup bu bahçeye fedailerini koyup onları sahte cennetle aldatmış ve cennetin anahtarının elinde olduğunu söylemiştir .Hasan Sabbah ın fedaileri Büyük Selçuklu Devletinin hükümdarı Melikşah ı ve veziri Nizam-ül Mülk ü öldürmüşlerdir.Ve bu ölümler sonucunda Melikşah ın oğulları taht kavgasına girişmişler ve Büyük Selçuklu devleti dağılmıştır.Hasan Sabbah Şiilik meşrebinin İsmailîlik mezhebinin Nizarilik koluna bağlıdır , Ömer Hayyam ve Nizam-ül Mülk ile yakın dosttur , Nizam-ül Mülk vezir olduktan sonra selçuklu sarayında yaşamıştır fakat daha sonraları nizamül mülk ile görüşleri ayrışınca hem nizamül mülke hemde türklere düşman olmuştur. Sonra alamut kalesi kartal yuvasını ele geçirip orda bi cemaat tarikat yada en açık şekilde suikastçi ordusu kurmuştur . İronik olan şey her ne kadar Hasan Sabbah türklerle savaşmış olsa da ( buna savaşmak denilirse ) kalesinde üst düzey kumandanlar türktür ve Hasan Sabbah öldükten sonra kaleyi 120 yıl türk kumandanlar yönetmiştir.Ve 1256 yılında moğol istilasi sonucunda kale yıkılmıştır.

Her ne kadar Hasan Sabbah ve fedaileri kendilerine ismaililer deselerde başkaları onlara haşhaşiler demiştir , bunun sebebi Hasan Sabbah fedailerini cennet vaadiyle kandırırken onların kafalarını bulandırmak için onlara haşhaş vermiştir.Haşhaşi kelimesi çoğu dilde suikastçi kelimesiyle özdeşleşmiştir o yüzden ingilizcedeki assasin yani suikastçi kelimeside haşhaşiden gelmektedir.

Şimdiye kadar yazarın anlattığı gerçek tarihi olaylara değindik , şimdide biraz yazarın benim kendi açımdan düştüğü yanlışlıklara değinelim.

Yazar, Niçe’nin “Din toplumların afyonudur.” sözünü kendine ana fikir olarak edinmiş ve sürekli dine yani müslümanlığa saldırmış kitapta . Bu saldırmayı yaparken de biraz ipin ucunu kaçırmış bence. Çünkü islamiyet ve din kavramını sadece insanların cennete ulaşmak için kullandıkları basit bi araç gibi göstermeye çalışmış , bu gösterim üzerine yargılamalarda bulunmuş.Doğrudur insanlar din ile veya cennet vaadiyle kandırılabilir ve inanılmaz kötü şeyler yapmaları sağlanır ama asıl sorulması gereken soru insanlar bunu sadece din için mi yapar , dini burdaki ana suçlu konumuna koymak ne kadar dürüst bi tanımdır. Kendi fikirlerime göre bu dürüst bi yaklaşım değil çünkü sovyetler rusyasındaki askerler ateistlerdir ve onlarda inanılmaz kötülükte şeyler yapmışlardır, diğer bir örnek Hitler milyonlarca insanı bir imparatorluk kurmak için katletmiştir ve değişik örnekler verilebilir. Din değildir insanlara inanılmaz kötülükte şeyler yaptıran , düşüncelerdir , onların yorumlanma biçimleridir.

Felsefik olarak beni rahatsız eden şeylerin dışında birazda tarihsel olarak rahatsız eden şeylere değinemek istiyorum.Kitapta Melikşah’tan öyle bahsedilmiş ki sanki çok beceriksiz ,korkak ve doğru düzgün fikirleri olmayan bir insan sanırsınız . Halbuki Melikşah zamanında Büyük Selçuklu Devletinin sınırları Akdeniz ve Marmara Denizinden Kaşgar’a, Kafkasya’dan Yemen’e kadar uzanıyordu.

Selçuklu devletindeki türkler sünni oldukları için Hasan Sabbah dolayısıyla yazar türklerden şeytanın askerleri diye bahsediyor ama bununda taraflı bi yorum olduğunu açıklamama gerek yok .


Sonuç olarak çeviriden kaynaklanan yavanlık dışında kitabın dili ve anlatımı mükemmel . İnsan psikolojisinin çalışma biçimini ve davranışlarını çok iyi anlatıyor , insanın düşünceleri uğruna neler yapabiliceklerini çok iyi özetliyor. Yazar kitabı tarihsel olarak çok iyi bir kurguya oturtmuş ve akıcı olmasını sağlamış. Diğer taraftan kitaptaki felsefe ve düşüncelerle hemfikir olmadığım için kitaba biraz kötümser bakıyorum ama yazar gerçekten okunulması gereken bir şaheser çıkarmış ortaya, ben daha fazla kitabın ayrıntılarına girmeyeyeim ve o güzelliği siz keşfedin.

Ayrıca dip not olarak kitaptan anlatılanlarla nerdeyse yüzde yüz uyuşan bir oyun yapılda kısa bir zaman önce ubisoft tarafından Assasin’s Creed adında. Oyunu çıktığı zaman oynamıştım ve kitabı okuduktan sonra diyebilirim ki oyun o ortamı çok güzel anlatıyor , oyunu oynadığım zaman fazla ilerlememiştim ama şimdi kitabı okuduktan sonra oyunu fırsat bulunca oynayıp bitirmek istiyorum.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Sakkara’nın Kumları – Glenn Meade

Sakkara’nın Kumları eski gazeteci yeni uçuş eğitmeni Glenn Meade’in dünyada tanınmasını sağlayan kitapların başında gelir.İkinci dünya savaşında mısır -kahire de geçen kitapta nazilerin savaşta yenileceklerini anlayınca umutsuzca son çırpınışlarını anlatıyor.Bu çırpınış kahirede toplantı yapıcak olan müttefik güçlerin başındaki adamlara yani ingiliz başbakanı churchill ve amerikan başkanı roosevelt’e suikast düzenleyerek almanyaya zaman kazandırmak ve bu zamanda alman sanayisinin yeniden güçlenmesini sağlayıp savaşı kazanmak isteğinden kaynaklanıyor.

Benim ikinci dünya savaşına olan ilgim 600 sayfadan fazla olan kitabı 2 günde bitirmeme sebep oldu. Kitap anlatım yönüyle çok akıcı ve betimlemeler çok güzel. Özellikle savaş dönemi mısırı çok iyi yansıtıyor.İnsan kendini kahirenin toprak kokan sokaklarında hissediyor.

Özellikle insan karakterlerini çizerken çok sağlam kir kurgu üzerinde ilerliyor , ve o insanları savaştaki kahramanlar olarak görmekten çok insan olduklarının ve duygulara sahip olduklarının farkına varıyorsunuz.
İkinci dünya savaşını işleyen romanlardaki en büyük hata duyguların ve aşkların çok basmakalıp gösterilmesidir ama Glenn Meade bu hataya düşmediği için kitap bir an olsun sizi sıkmıyor. Kitabın sıkıcı olmamasının diğer bi sebebi ise kitaptaki olayların kurgusunun çok güzel olması ve aralarındaki bağlantının sağlam olması bu yüzden havada bişey kalmıyor , yani herşey rayında ilerliyor.

Kitabın konusunda geçen suikast olayı aslında gerçek fakat kişiler ve oluş şekli yazarın kendi hayal dünyasının bir ürünü . Kitap seçtiği gerçek bir konu üzerine kişileri ve olayları çok güzel giydirmiş. Diğer çoğu meşhur 2. dünya savaşını anlatan kitapların yazarları amerikalı ve ingiliz oldukları için propaganda yapmak hatasına düşüyorlar fakar irlandalı yazar kitapta olabildiğince tarafsız kalmaya çalışmış.Kitapta Alman gizli örgütlerinin başkanları kana susamış köpekler gibi görünürler ama okuduğum çoğu kitaptan anladığım kadarıyla onlarda biraz argo tabirle emir kulu , Hitlerin o gaddar acımasız emirlerini sorgulamaya yada düşünmeye hakları olmayan insanlar oldukları için kendileride bu kadar acımasız olabiliyorlar.

Eğer kaliteli bir macera romanı arıyorsanız ve ikinci dünya savaşı ilginizi çekiyorsa sakkaranın kumlarını çok beğenebilirsiniz ama ikinci dünyaşına ilgi duyamasanız bile yazarın o güzel etkileyici akıcı dili sayesinde kitabı çok beğeneceğinizden eminim.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Atlantis Bulundu – Clive Cussler

Kısa bir zaman önce sitemde ilk okuduğum clive cussler kitabının beni ne kadar çok etkilediğini anlatmıştım. Clive Cussler ın nasıl daha kitapların piyasaya çıkmadan ön siparişlerle en çok satan ünvanına eriştiğinden olduğunu falan bahsetmiştim .Bugunkü kitabımız Atlantis Bulundu.

Atlantis Bulundu kitabını değerlendirirken benim için kolay olması için diğer kitap İnka Altını ile kıyaslamaya gideceğim.Öncelikle söylemek gerekirse atlantis bulundu kesinlikle inka altını kadar güzel bi kitap değil. Ekşisözlükte ve kitapyurdundaki okuyucularında aynı görüşte olduğunu görmek beni şaşırtmadı. Kitapta diğer clive cussler kitaplarının çoğunda olduğu gibi Dirk Pitt in maceraları başından geçenler anlatılıyor ama tek bir farkla , bu sefer Dirk Pitt sadece insanları ve tarihi eserleri kurtarmıyor , tüm dünyayı yok edecek olayları engellemeye çalışıyor .

Kitabın konusunun diğer bi güzelliği ikinci dünya savaşına ve nazi almanyasına değiniyor olması . Bu konuyu işleyen kitapları severim ve atlantis bulundu adlı kitabı da sevdim ama çok fazla değil ; şimdi geçelim bunun nedenlerine .

Kitap her clive cussler kitabı gibi çok sürükleyici akıcı bir dille yazılmış buna bir sözüm yok ama insan gelip dünyayı kurtarma olayında takılıyor. Her ne kadar clive cussler anlatılan şeyleri bilimsel verilerle destekleyip olabildiğince gerçek gibi göstermek istesede 2,5 mil boyunda gemiler falan biraz fantastik kaçıyor .Benim gibi takıntılı okuyucular için bu eksi bir puan.Kitap macera kitabından fantastik bir kitaba kayar gibi olmuş .

Belirttiğim gibi kitap çok akıcı ve fantastik kısımlar dışında betimlemeleri gözünüzün önüne getirmeniz oldukça kolay ,diğer macera kitaplarına göre bayağı iyi bir kitap ama clive cussler gibi yazar için biraz vasat kaçıyor.

Clive cussler kitaplarını ilk defa okuyacak arkadaşlar için önerim inka altını adlı kitaptır.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

İnka Altını – Clive Cussler


İnka altını tek kelime ile mükemmel. Hayatımda okuduğum en iyi ilk beş macera romanı arasında diyebilirim inka altını için.

Kitabın yazarı Amerikan Sualtı ve Okyanus Araştırmaları Kurumu (NUMA) nın başkası ve kurucusu olan Clive Cussler. Clive Cussler yılı aşkın bir süredir New York Times gazetesinin en çok satan kitaplar listesinden hiç inmeyen bir yazar. Dünyanın en iyi macera romanları yazarı diyebiliriz kendisi için . Zamanında orduda uçak mühendisliği yapmış Clive Cussler ordudan ayrıldıktan sonra kısa bir süre için metin yazarlığı yaptıktan sonra inanılmaz güzellikte romanlar yazmaya başlıyor.Clive Cussler da aynı benim gibi denize sevdalı bir adam ve bu konuda çok ses getiren sualtı araştırmalarına imza atmış kendisi.Ve bu engin bilgilerini ve macarecı ruhunu kitaplarına mükemmel bir şekilde aksettirmiş kendisi.

İnka altını kitabını en güzel aksiyon filmlerinden daha güzel ve akıcı bir hikayeye sahip , ben hikayenin ayrıntılarını anlatmaktan ziyade nasıl anlatıldığı üzerinde durmak istiyorum. Yaklaşık 620 sayfa olan kitabı 2 günde bitirmemi açıklayan yegane şey kitabın çok akıcı olması . Kitaptan yaklaşık 10 tane film çekilebilicek kadar malzeme çıkabilir ama yazar bütün bu hikayeleri birbiriyle bağlayıp çok güzel ana bir hikaye çıkarmış ortaya. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz kitabı okurken , yazar kitapta anlattığı mekanları bizzat kendi görüp gezdiği için olayın içinde hissediyorsunuz kendinizi . Bazen bir inka tapınağında bazen deniz dibine dalışta .

Kitap çok büyük edebi bir değer taşımıyor ama macera romanlarının edebi değer taşıması zaten beklenmez. Eğer sizi eğlendiricek vaktinizi güzel geçirmek istiyorsanız , hiç gitmediğiniz yerlerde mükemmel geziler yaşamak istiyorsanız bir an evvel İnka Altını adlı romanı okuyun , kişisel tavsiyemdir.

Clive Cussler ın bu kitabın alırken atlantis bulundu ve buz ateşi adlı diğer iki kitabınıda aldım. Onları da yakın zamanda okuyup fikirlerimi yazacağım sitemde.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Çatıdaki Rüzgar – V.C.ANDREWS

Son zamanlarda fırsat buldukça kitap okumaya çalışıyorum ve çok kitap okuyuncada bazen yurtta kitap bulma sıkıntısı çekiyorum, geçenlerde yine kitap alırken çatıdaki rüzgar diye bı kitap gözüme çarptı .

Daha önceden bi yerlerden duymuştum ama hakkında hiç fikrim yoktu, aldığım günün ertesi günü kitabı bitirdim ama o okuduğum zamanı boşa gitmiş sayıyorum.

Kitabın konusundan falan bahsetmek istemiyorum , 2. sınıf basit türk filmlerinden bile daha beter bi konusu var kitabın .

Gelelim en önemli noktaya ; asla bu kitabı okumayın , gidin gezin dolaşın hatta saçmasapan şeyler okuyun ama bu kitabı okumayın . Kitabın yarısı iki kardeşin ensest ilişkisinden bahsedip durmuş ve bunuda normal bi olaymış gibi anlatmaya çalışmış , hatta daha ileri gidip bu iki kardeşin sevişmelerini çokda mükemmel bir olaymış gibi ayrıntılarına anlatıp durmuş, o yüzden okumayın okutturmayın bu kitabı , banada ders olsun bundan sonra kitabı okumadan netten sağdan soldan neyden bahsettiğine bir göz atıcam 🙂