İntikam Gönüllüsü – Frederic Forsyth

İlk defa bir Frederick Forsyth kitabı okuduğum zaman 17 yaşındaydım  . Çakal adlı bu roman 70 lerde ortalığı kasıp kavuran bi best seller. Zamanla it dalaşı adlı kitabınıda okudum çok beğendim. Aradan birkaç yıl geçti ve macera kitaplarını çok seven bendeniz 2 ay önce yazarın afgan adlı romanını da okudum , bu romanda yazarın diğer kitapları gibi güzeldi . Yazarın yazdığı son roman olan afgan romanında önceki romanı İntikam gönüllüsünü ise geçen hafta okudum. Bu romanda yine aynı şeyi yapıyor yani mükemmel kurgusuyla heyecanı bir an olsun düşürmüyor.

Romanda asıl dikkat çekmek istediğim nokta frederick forstyh aynı frederic forstyh , 30 yıl önceki yaptığı amerikan propagandalarını hala yapıyor. O romanların yazıldığı zamanlar soğuk savaş hala devam ettiği için yazar amerikayı övmek ve saf tutmak için bolca malzeme buluyordu. Son 3 yıl içinde yazdığı iki romanında da 11 eylülden bahsetmiş.

Kitabı açıklarken saf tutma diyerek kasdettiğim şey saf amerikan propagandası. Romanda eski bir ingiliz ajanıyla bir amerikan askerinin arasında geçen konuşmalardan bahsediliyor. Eski ingiliz ajanı insanların amerikaya karşı olan düşmanlığının altında yatan sebebin kıskançlık olduğunu savunuyor.Amerika çook çalışkan olduğu için diğer milletlerden ülkelerden öndeymiş ve insanlar amerikalılar kadar çalışkan olmadıkları için onların yaşadıkları hayatları kıskanıyorlarmış.

Şükrolsun ki romanın güzel bir roman ama bu kıskançlık iddaasının saçma bir iddaa olduğunu farkına varabiliyorum.Amerikanın diğer ülkelerden ileri olması çalışkanlığında değil modern çağın sömürgeci devleti olmasından kaynaklanıyor.Amerikada insanlar daha ucuz benzin alsın diye amerika canının istediği zaman ırak gibi petrol zengini bir ülkeye sözde atom bombası iddaalarıyla elini kolunu sallaya salayya giriyor , o ülkede kadın çocuk demeden önüne çıkan herkesi öldürüyor ve kimsenin sesi çıkmadan kendine sömürge bir devlet kuruyor.

Dünyanın başka yerlerinde örneğin afrikada amerikan hazinesi daha da zengin olsun diye altınlar elmaslar çıkarılıyor , amerika aslan payını aldıktan sonra geride kalan kırıntıları paylaşmak isteyenler iç savaşa giriyor , çocuklar ölüyor , çocuklar aç kalıyor.

Velhasıl kelam frederick forstyh iyi macera romanları yazıyor ama hala saçmasapan siyasal iddaalar sunuyor , kitaplarını okuyun iyi vakit geçirin , ayni bi macera filmi izler gibi düşünün ve daha fazlasını ciddiye almayın , alınacak bir tarafı yok çünkü.

Amerika çalışkanmış diğerleri bu yüzden amerikayı kıskanıyor ona taş koymaya çalışıyormuş , peh…
Vietnamda hiç uğruna sivil köylerin çocukların üzerine kimyasal silah atanlar amerika değildi zaten bendim…

Star Wars – Duel Of The Fates – John Williams

Yıldız savaşları filmlerini bende büyük çoğunluk gibi çok severim. Bu video Holywood filmlerinin ünlü bestecisi John Williams ın Star Wars – Phantom menace adlı film için yaptığı beste duel of the fates tir.
Besteyi John Williams ın yönetmenliğindeki Londra Senfoni Orkestrası icra ediyor.Sonuna kadar dinleyin ve bestenin ne kadar güzel olduğunun farkına varın . Ben ara sıra ard arda defalarca dinlemekten kendimi alamıyorum . Ellerine sağlık John Williams amcamızın.Ve yine Star Wars filmlerinin yaratıcısı George Lucas ında ne kadar mükemmel bir iş yaptığını hatırlatmakta fayda var.


Starwars La menace phantome – Duel Of The Fates

Taksimdeki Sahaf Festivali

Geçen sene Galata Kulesi meydanında yapılan ama benim gidemediğim Beyoğlu Sahaf Festivali bu yıl taksimde gezi parkında yapıldı. Bu seneki festivale 60 tane sahaf katılmış söylenilenlere göre, öğrenci olduğum için öyle eski tarihi eser değeri taşıyan kitaplara gücümün yetmeyeceğini bildiğim için eski güzel popüler romanlara göz attım biraz satın almak için. Ama nedense sahaf amcalarımız teyzelerimiz  parasal olarak değer taşımayan eski romanları şuanki yeni baskı fiyatlarına satınca hiçbişey alamadan geri döndüm festivalden. Kitap fiyatlarının lüks sayılabilicek kadar yüksek olduğu ülkemizde okuma oranı bu kadar düşükken sahaflar 2 liraya aldıkları kitaplar 10 liraya satmasalar biraz daha ucuza satsalar emninim okuma oranı da artıcaktır. Sonra korsan kitap alınca kendime kızıyorum herşeyin suçlusu benmiş gibi : (

Şibumi – Trevanian

Herkes macera kitabı yazabilir ama herkes güzel macera kitabı yazamaz , güzel macera kitabı yazabilenlerin de çok azı kitabın içinde siyasal göndermeler felsefik anlatımlar yapabilir.
Şibumi ,Trevanian takma adını kullanan yazar Rodney William Whitaker ın en popüler kitabıdır.Uzun zamandır kitabı bilmem rağmen okumak geçen hafta kısmet oldu.

İlk baştan söylemem gereken şey şibumi kesinlikle saf bir felsefe kitabı değildir, kitabın amerika araplar ve yahudiler hakkındaki acımasız eleştirileri yüksek miktarda doğru olmakla beraber japonların ikinci dünya savaşından önceki halini çok temiz ve masum göstermesi dikkatten kaçmıyor ama sonradan yazar japon kültürününde batı emperyalizmi karşısında eriyip bittiğini itiraf ediyor.

Kİtap çin ve japonyada büyüyen bir adamın çevresinde geçen olayları anlatıyor . Nicholai Hel, go ustası sayesinde ulaştığı bilgeliği hayat boyunca koruyor , yazar Hel in özelliklerini abartarak batı kahramanlarına göndermeler yapmış kanımca. Şibumi yani basitlik felsefesininde ayrıntılarını anlatmaya çalışıyor yazar. Ve her iyi macera kitabında olduğu gibi mükemmel tasvirler mükemmel kurguyla kitabı bitiriyor.

Beni asıl etkileyen yazarın amerikalılar ve batılılar hakkında yaptığı mükemmel eleştiriler. Yazar amerikanın avrupada tututanamayan tembel beceriksiz insanlar taraından kurulduğunu , onların bu sebepten dolayı yargılanamacağını aynı bi sırtlan aynı bi sülük gibi masum olduklarını anlatıyor ! Bundan 30 yıl önce yazılan kitap dünyayı büyük petrol üreticilerinin kurduğu şirket adlı oluşumun yönettiğini söylüyor ve bu bugün çok bilinen bir gerçek olduğu için yazarın eleştirilerinde ve vardığı kanılarda  ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.Amerikanın ve zengin avrupanın ancak başka insanları sömürerek bu zenginliğe ulaştığını söylemesi de bir nebze doğru sayılabilir.

Batı hayranlığı güden , batıyı mükemmel göstermeye çalışan onca yazar arasında yazarın bir macera kitabında batıyı bu denli eleştirebilmesi , kral çıplak diyebilmesi kitabı okunmaya değer kılıyor. Kitap dünya siyasetine ve bugünki durumuna daha net bakabilmenize yardımcı oluyor.Size yutturulan masalların gerçek yüzünü anlamanıza katkıda bulunuyor.

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Frank McCourt – Öğretmen

Frank McCourt 66 yaşında Angelanın Külleri adlı kitapla Pulitzer ödülünü aldı ve çok meşhur oldu. Bu geç yaşta meşhur olan yazarla benim tanışıklığımda lise yıllarında okuduğum Angelanın Külleri ile başlar. O kitabı okuduğumda çok beğenmiştim , daha sonra filmini de izledim ama o etkiyi yaratmadı.

Yıllar sonra bundan 2 hafta önce elime öğretmen kitabı geçti ve bir solukta okudum.Angelanın küllerinde olduğu gibi bu kitapta duygu sömürüsünden uzak yazarın hayatını ilmek ilmek işliyor. Kitap Frank Mccourt un amerikadaki öğretmenlik hayatını anlatıyor. Bu arada unutmadan Angelanın Külleri ile Öğretmen kitabı arasında Tis adlı bir eseri daha var onuda bir ara okuyup buraya yazmak nasip olur inşallah.

Öğretmen amerikan öğretim sistemine , amerikadaki nüfus yapısına , amerikada yabancı olmak üzerine güzel eleştiriler yapıyor ve bunu öğretmenin duygu yoğunluğu içerisine serpiştiriyor. Kitabı okurken gerçekten o sınıfta öğrencilere birşeyler anlatmaya çalışan ama bunu yaparken de kendi otoritesini sağlamaya çalışan diğer taraftan öğrencilerle arkadaş olmaya çalışan iyi bir adamın kılığında hissediyorsunuz kendizinizi. Frank McCourt kitapta hiçbir zaman tevazuyu elden bırakmıyor ne yaparsa yapsın kendini bir hiç olarak görüyor , yabancı bir ülkede yaşamanın ve orda öğretmen olmanın zorluklarını daha doğrusu yabancı olmayı çok güzel akatarıyor .

Kitap benim üzerimde çok büyük bir etki yarattı. Orda anlatılan liselerde okumuyorum ama bende hala o sıralarda oturuyor öğretmenleri dinliyorum . Hayatım boyunca onlardan hayatı ve insanlığı öğrendiğim öğretmenler yüzünden hem de yakın dostum, ablam herşeyim Bade Kalyoncu yüzünden kitap beni çok duygulandırdı. O insanların hayatına bir iç aynadan bakabildim demek daha doğru olur.

Sonuç olarak Öğretmen çok güzel bir kitap , kesinlikle okumanızı tavsiye ederim .

Kitapsız kalmayın , kendinizi o hazinelerden mahrum bırakmayın.

Wall-E

wall e

 

Pixar denince akla aimasyon gelir son yıllarda , kendileri her sene bir uzun metrajlı animasyon filmi çıkarmanın yanında matrix , yüzüklerin efendisi , star wars gibi görsel sinema şaheserlerinin görsel efektlerinin temellerini oluşturan yazılımlar üretirler.

2007 yılında Pixar,  Ratatouille ( Ratatuy ) adındaki son filmini çıkarmıştı piyasaya , bu filmde yine kendini aşmıştı , mükemmel görüntüler mükemmel espriler ama yinede birşeyler eksikti bu filmde ama bu eksikliğe rağmen şuanda bile imdb top 250 de 142 ci sırada Ratatuy .

 

Yıl 2008 i gösterdiğinde ise amerikada Wall-E diye bir film çıkardı Pixar. Ülkemizebiraz geç geldi ama geldiği gün gidip gördük Can ve Niyazi kardeşlerimle filmi. Gerçi filmi izleyenlerin büyük çoğunluğu çocuk olsada benim umrumda değildi bu. iMDB de 30. sıraya oturan bu filmi bayağı merak etmiştim.

Filmi özel kılan diğer bi yön bu projenin seneler önce pixar kurulurken ortada olduğu ama o günkü imkanlarla yapılamayacağı anlaşılınca ertelendiğiydi.

Neyse efendim ışıklar kapandı biz başladık filmimizi izlemeye ve yine olan oldu Pixar birazdaha aştı kendini , o nasıl renkler o nasıl animasyon o nasıl bir sanattır . Yani tek rakibimiz kendimiz , biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu anlayışına devam etmiş Pİxar.

Filmin görsel yanında çok duygusal yani beni etkiledi, daha önce cıkan tüm pixar filmlerini izledim ama hıkaye derınliği bu kadar fazla olan bu kadar cok gonderme yapan , bu kadar duygusal olan bi film yapmamışlardı , kayıp balık nemo yu ızlerken balıkların suratına nasıl o ifadeleri yüklediler diye şaşırıp hayran kalmıştım , ama pixar kendini daha da aşarak robotlara duygular katmış , onlara oscarlık ifadeler yüklemiş.

 

Uzun lafın kısası Wall-E öyle gidip sadece gülüceğiniz bi çocuk filmi değil , sonunda büyük ihtimal ağlayabiliceğiniz çok duygusal romantik bi film, izleyin izlettirin.

Tebrikler Pixar Animasyon Stüdyolarına.