Onur Serbes

Yaşamak ; herşeye rağmen…

Yazıları takip edin
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • İletişim

Cansa BioKimya Kuruldu

Perşembe, Ocak 7th 2010   
Kategori: Güncel    
1 Yorum

Cansa BioKimya, ben ve kadim dostlarım Mehmet Can AKKİRİŞ VE Sabri Yılmaz tarafından cansa tekstil bünyesinde kurulmuştur . Ticaret ve iş hayatımıza başlangıç noktası olan bu işi  ALLAH ın izniyle hayırlısıyla devam ettirmeye muvaffak oluruz inşallah , ALLAH ın yardımcı olması duasıyle.

Daha fazla bilgi için http://www.cansabiokimya.com

Haggard İstanbul Konseri

Çarşamba, Ekim 21st 2009   
Kategori: kulağıma hoş gelen ezgiler    
Yorum yok

Günlerdir beklediğimiz konser maslak venue de cuma gecesi gerçekleşti .Haggard ın performansı muhteşemdi ve bizi kendimizden geçirdi .Grubun solisti ve baş elemanı Asis Nasseri abimizin o tevazusu o yakınlığı bize grubu daha fazla sevdirdi ama soprano olan Sue ablamızın o güzelliği , o kendinden geçmeleri bizi adeta büyüledi . Konserin tek kusuru grubu biraz fazla beklememiz oldu , onun haricinde konser mükemmeldi , en kısa zamanda yeni bi haggard konserini dört gözle bekliyouz . Haggard demişken grubun kim olduğunu bilmeyen olmaması mümkün değil ama yinede bilmeyenler  buradan bakabilirler.

Rahmet

Pazar, Ağustos 23rd 2009   
Kategori: 3. Sayfam    
Yorum yok

Ayların en güzeli , ALLAH ın rahmetinin en bol olduğu mübarek ramazan ayına daha varmaya nasiplendik.ALLAH tüm günahlarımızı kusurlarımız affetsin , bizi cennetde kendi cemalini seyreden kullardan eylesin.

- Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: “Bir adam yolda, yürürken susadı ve susuzluğu arttı. Derken bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: “Bu köpek de benim gibi susamış” deyip tekrar kuyuya inip, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti.”

Resülullah’ın yanındakilerden bazıları:

“Ey Allah’ın Resülü! Yani bize hayvanlar (a yaptığımız iyilikler) için de ücret mi var?” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Evet! Her “yaş ciğer” (sahibi) için bir ücret vardır” buyurdu.”

Buhâri, Şirb 9, Vudü 33, Mezâlim 23, Edeb 27; Müslim, Selâm 153, (2244); Muvatta, Sıfatu’n Nebi 23, (2, 929-930); Ebü Dâvud, Cihâd 47, (2550).

Müjdeli bir değişim - Ahmet Altan

Cumartesi, Temmuz 4th 2009   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

Cumhuriyet tarihinin en ilginç dönemlerinden birini yaşıyoruz.

Bütün hayatın “devlete ve devlet görevlilerine” göre tanzim edildiği “oligarşik” bir cumhuriyetten, her şeyin halka göre belirlendiği “demokratik bir cumhuriyete” geçme mücadelesi veriliyor.

Cumhuriyetin yapısının değiştirilmesi için verilen mücadelenin tam göbeğinde “ordu” konusunun durması elbette bir tesadüf değil.

Türkiye’yi halkın iradesinden bağımsız bir azınlığın yönetebilmesi ancak ordunun “silahlı bekçiliğiyle” mümkün.

Biraraya geldiklerinde büyük çoğunluğu oluşturan dindarların, Kürtlerin, solcuların, Alevilerin “özgür ve eşit” yaşama talepleri hep “silahla” baskı altına alınmış.

Bu kesimlerden “devlet görevine” seçilenler ise eski yeniçeriler gibi bir “devşirme” anlayışından geçirilmişler.

Dindarlar dindarlıklarını, Kürtler Kürtlüklerini, Aleviler Aleviliklerini “devlet kapsında” bırakıp içeri öyle girebilmişler.

Devletin içinde “asıl kimliklerinin” dışında “Atatürkçülük” diye tarif edilen yeni bir kimlik edinmişler.

Bu “devşirme” yöneticiler, Sünni olacaklar ama Sünni yaşam tarzını ve ibadet etme biçimini terk edecekler, Kürt olacaklar ama “Kürtlüklerini” öne çıkartmayacaklar, Alevi olacaklar ama Aleviliklerini saklayacaklar, solcu olacaklar ama fikirlerini söylemeyecekler.

İbadetinden, Aleviliğinden, Kürtlüğünden, solculuğundan vazgeçmeyen “halk” ise “hakkını” isteyemesin diye sürekli bir baskı altında tutulacak.

Medyayla, edebiyatla, karikatürlerle beyinleri yıkanacak, dindarlar “yobaz”, Aleviler “mumsöndü yapan ahlaksız”, Kürtler “bölücü”, solcular “hain” gösterilecek.

İnsanlar dinlerinden, dillerinden, fikirlerinden “utanır” hale getirilecek.

Devlet ekonomide tek patron olacak.

Cumhuriyet çok uzun zaman bunu başarıyla yürüttü.

Dünyanın koşulları da buna izin verdi.

Ama dünya da Türkiye de değişti.

Türkiye, “küreselleşen, bütünleşen” dünyanın önemli bir parçası haline geldi.

İnsanlar “hakları” olduğunu öğrendi.

Üretim yapan “halk” yavaş yavaş zenginleşmeye, devletin boyunduruğundan çıkmaya başladı.

Zenginleşen “dindar” kesim siyasete ağırlığını koydu.

Kürtler, silahla “kimliklerini” kabul ettirme yolunu seçti.

Aleviler örgütlendi.

Devletle, halk “iktidar” için karşı karşıya geldi.

Şimdi dünya koşulları “halktan” yana.

Para, halkın elinde.

Halkın Kürt kesiminde “silah” var.

Ve, halk “yeter” diyor.

Sadece bu ülkenin halkı değil, dünya da “yeter” diye bağırmakta.

Bu ülkenin huzura kavuşabilmesi için halkın bu ülkenin “sahibi” olması gerekiyor.

Bunun önündeki engel ordu.

Gerek ordu, gerekse “ordu yanlısı medya” sürekli olarak aynı şeyi söylüyor:

“Cumhuriyet tehlikede.”

Söyledikleri doğru ama eksik.

Bu “oligarşik cumhuriyet” tehlikede.

Bu ülkede “azınlığın sultası” sona erecek.

Halkın iradesine tabi “demokratik” bir cumhuriyet kurulacak.

Ordu, “hukuk dışı” bir baskı kuramayacak halkının üzerinde.

Kendi kimliğini unutmak zorunda kalan “devşirmeler” tarafından değil, gerçek kimliklerine sahip çıkan insanlar tarafından birlikte yönetilecek bu ülke.

“Ben Kürdüm” diyen birini cumhurbaşkanı seçebileceğiz, “ben Aleviyim” diyen bir başbakanımız olabilecek, “Cuma namazlarını kaçırmayan” diyen bir genelkurmay başkanımız görev yapabilecek, “enternasyonalizme” inanan bir Marksist Meclis başkanlığını üstlenebilecek.

Bu ülkenin her vatandaşı, inancı, dini, dili, fikri ne olursa olsun diğerleriyle “eşit” konuma gelecek.

Bizim gerçek bir ülke, gerçek bir cumhuriyet, gerçek bir demokrasi olabilmemiz için önümüzdeki en büyük engel olan ordunun asli görevi olan askerliğe dönüp, elini siyasetten çekmesi bunun ilk adımı.

Bu ilk adımın sancılarını çekiyoruz.

Çok uzun sürmez bu.

Hayatın bizzat kendisi “orduya” bunu emrediyor, buna direnmek mümkün değil.

Ordu kışlasına çekilecektir.

Kendi halkına karşı “oligarşik” bir cumhuriyetin “bekçiliğini” çok fazla yapamaz.

Güneydoğu’daki savaş da barışla sonuçlanacaktır normalleşmeyle birlikte.

Asıl zorluğu belki de biz “ezilenlerin” kendi aralarındaki sorunlarda yaşayacağız.

“Devletin bölünmesinden” çok korkan bu cumhuriyet, kendi halkını insafsızca “böldü” çünkü.

Eğitim sistemiyle, medyasıyla, ezilen insanları birbirine düşman haline getirdi.

Yıllarca ezilen ve birbirine düşman olan bu insanları barıştırmak, birbirlerinden duydukları kuşkudan kurtarmak, onların arasında eşitlik oluşturmak için eğitim sisteminden, medyanın yapısına kadar çok önemli değişikliklerden geçmemiz gerekecek.

Türkiye’de büyük değişim başladı bence.

Bu değişimin en görünür ve en çarpıcı adımı ordunun konumu ama onu hallettikten sonra daha epeyce değişimden geçeceğiz.

Her çocuğun kendine ait bir odasının olacağı, her gencin özgürlüğü alabildiğine yaşayacağı, yaşlıların “bakın nasıl bir ülke yarattık” diye gülümseyeceği bir geleceğe doğru gidiyoruz.

Bu yolculuk biraz zor belki ama varılacak menzil çok huzurlu.

http://www.taraf.com.tr/makale/6362.htm

Şampiyonluk bizim Kupa bizim

Perşembe, Haziran 4th 2009   
Kategori: Güncel    
Yorum yok

bjk
Uzun zamandır internet siteme bişey yazamıyordum hayat telaşından ama sevinci geçmeden şampiyonluğumuzu ve çifte kupamızı yazayım dedim
şampiyonluk bizim kupa bizim
:)
darısı o kupaları hayatı boyunca göremeyenlere

İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları

Pazartesi, Mayıs 4th 2009   
Kategori: 3. Sayfam    
1 Yorum

İstanbul ahalisi bilir , nisan mayıs aylarında belediye parkları bahçeleri işin doğrusu heryeri o güzelim lalelerle donatır.
Kendisi gülistan olan İstanbul bir anda cennetteki lalezarlara döner , güzelliği insanın yüreğine akar oluk oluk.Yaradanın lalelere verdiği o güzellik o tonlar insanı kendinden geçirir.

Ama ne var ki asıl huzur asıl mutluluk özde olandır , lalelerin gözdeki aksi zahiridir ve insana lazım gerçek güzelliğin sadece bir yansımasıdır onlar.Şu gelip geçici yolda insanın ihtiyacı olan ışığın peşinde koşmak kolaydır ama o ışığı görmek zordur. O yüzden naçizane kendimden bahsederken siyahın içindeki ışığın peşinden koşan bir biçareyim diye bahsederim .

O biçarelik yine arttı bugünlerde.Yine sonu gelmez yalanların peşinde kendi nefsime kölelik halindeyim.
Laf uzar ama bir yerlere varmaz , bundan dolayı sözümü endülüslü büyük üstad İbn Arabi nin çok güzel bir lafıyla bitirmek istiyorum :

“Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayal, yani aynalara vuran akisler veyahud gölgeler.”

Sayfa12345678910»
  • Kendime Not

    İlim servetten daha kıymetlidir. Çünkü, serveti sen korursun, halbuki ilim seni korur. (Hz.Ali r.a.)
  • Kategoriler

    • 3. Sayfam (18)
    • Canlarım (3)
    • Filmler,Diziler (2)
    • Güncel (12)
    • kulağıma hoş gelen ezgiler (2)
    • Net alemi (4)
    • Okuduklarım (18)
    • okul ,itü , gümuşsuyu falan.. (1)
    • Tiyatro (1)
  • Sayfalar

    • Hakkımda
    • İletişim
  • Tavsiye siteler

    • Bade kalyoncu
    • Beyaz
    • Beyaz Gelincik
    • Connected internet
    • Dezzain Studio
    • Mavi Kelebek
    • Rosebud
    • Sağlık Kaynağı
    • Sağlık Merkezi
    • Suyla yaşam
    • Sıdıka Eren
    • unusual
  • Beni Takip Edin

     Yazıları takip edin

    Facebook profilim
  • En Çok Okunanlar

    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak (27016)
    • Haggard İstanbul Konseri (10780)
    • Cansa BioKimya Kuruldu (9417)
    • Rahmet (7734)
    • Müjdeli bir değişim - Ahmet Altan (6064)
    • Şampiyonluk bizim Kupa bizim (4685)
    • İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları (3791)
    • Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar (3591)
    • ALLAH var mıdır? Peki ya şeytan? (3561)
    • Kızıl Nehirler - jean christophe grange (3116)
  • Son Yazılar

    • Cansa BioKimya Kuruldu
    • Haggard İstanbul Konseri
    • Rahmet
    • Müjdeli bir değişim - Ahmet Altan
    • Şampiyonluk bizim Kupa bizim
    • İstanbulda lale zamanı ve İnsan ruhuna yansımaları
    • EMRE AKÖZ- Sabah 21 Nisan 2009
    • Papaz Her Zaman Pilav Yemez - J. Mario Simmel
    • Müşteri - John Grisham
    • Kızıl Nehirler - jean christophe grange
  • Son Yorumlar

    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak yazısı için BaRıŞ tarafından yapılan yorum
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak yazısı için BaRıŞ tarafından yapılan yorum
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak yazısı için BaRıŞ tarafından yapılan yorum
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak yazısı için ihsan tarafından yapılan yorum
    • Honda CBR 125 R ve Türkiye Yollarında Motorsiklet Kullanmak yazısı için ihsan tarafından yapılan yorum
©2007-2010 Onur Serbes
Bu sitedeki istediğiniz yazıyı elbette alabilirsiniz: Bilgelik sahiplikle birlikte var olamaz. Alın, okuyun, okutun, paylaşın. Sadece alıntılarınızda www.onurserbes.com 'un referansını yazmanız etik olarak doğru olandır.


Tema için Dezzain Studio adresine teşekkür ederim.
Sitemap